Tag Archives: Halkçılık

Sol Popülizm:  Bir Girizgâh

Power to the people
facebooktwittergoogle_plusmail

Paolo Gerbaudo (11 Ocak 2017 ) (İlk Yayın 30 Kasım 2016 – Medium.com)

 

Birleşik Devletler’de Donald Trump’ın zaferinin akabinde, sol-eğilimli popülizm ( ya da kısaca sol popülizm) aralarında ilerici ve aktivistlerin de olduğu [bir  kesimde] hararetli  bir tartışmanın konusu olmuştu. Bunu Marksist ortodoksizmin bir ihaneti, yada daha da kötüsü sağ-eğilimli bir siyasete taviz biçiminde algılayan bazı insanlar, popülizm konusunda tüm bu söylenenleri küçümsemeye devam etti. Ancak birçoğu, Trump çağında başarılı ilerici bir strateji tasarlamanın ilerici amaçlar doğrultusunda bir popülist kavrayış ve gidişatı gerektirdiğini düşünüyorlardı.

Birçoğunun müesses nizama [kurulu düzen] karşı koyan popülist hareketlerin yükselişini destekleyen ve siyasal düzenin keyfini kaçıran bir an olarak tanımladıkları popülist günlerden geçiyoruz.  2008’deki finansal kırılma, 1980’lerden bu yana uygulana gelen ve tüm anakım siyasal görüşlerce de kabul gören neoliberal serbert-piyasa ideolojisinin güvenirliğini ciddi bir şekilde sarstı. Bu meşruiyet krizi, hem Sağ’da hem de sol’da şu sıralar neoliberal hegemonyaya meydan okuyan yeni popülist hareketlerin de önünü açtı.

Devamını oku

Türkiye Soluna Dair

bozukk-duzen
facebooktwittergoogle_plusmail

Sercan Polat (8 Ocak 2017)

 

Yeni yıla girerken bizlerin tek bir temennisi vardı o da “Analar ağlamasın” idi. Türkiye’de hepimiz istisnasız biliyor ve görüyoruz ki, işler hiç de iyiye gitmiyor. “Ananı da al git” diyenler Orta Doğu bataklığına ülkeyi iyice gömdüler ve analar ağlamaya devam ediyor. Patlayan bombalar, masum insanların ölümleri hiç bitmeyecek gibi devam ediyor ve alışıyoruz, alıştırıyorlar. Asgari ücret zamları, döviz kuru artışı ile Türk lirasının değer kaybetmesi, kadın cinayetleri, çocuk istismarları tabi ki havuz medyasında gündeme dahi getirilmiyor. İzmir’in dağlarında artık bombalar açıyor ve bu Cumhuriyetin bağrına bastığı öksüz çocuklar gerici yobazlar tarafından istismara uğruyor. Ülkeyi yönetemeyenler, başkanlık telaşına düşmüşken, iç savaş çığırtkanlığı yaparken bu ülkenin aydınları, solcuları, Atatürkçüleri laiklik diye, şeriat geliyor diye hatta ve hatta satranç diye tutturmuş gidiyorlar. Don Kişot gibi yel değirmenleriyle savaşıyoruz adeta. Bizler açısından hayati öneme sahip olan laiklik tartışmasını bir kenara bırakırsak, hükmedemeyen hükümetin, medyasının ve şarlatanlarının belirlediği suni gündemi tartışmak yıllardır ne sola ne ülkeye ne de halka hiçbir kazanç sağlamamıştır.

Devamını oku

CHP’nin Çıkmazları

chp-foto
facebooktwittergoogle_plusmail

Ahmet Nazif Yücel (26 Aralık 2016)

 

Dünya’nın çıldırdığı ve her yerde radikal çıkışların gerçekleştiği bir tarih sürecinden geçiyoruz. Emperyalizmin daha da vahşileştiği ve neo-liberal ekonomik politikaların dünyayı bir çıkmaza sürüklediği bu süreçte bizimde olağan dışı düşünmemiz ve çıkış yolları aramamız gerekiyor. Dünya’nın geçirdiği bu olağanüstü dönemde CHP olağan fikir ve pratiklerle hedefine ulaşabilir mi , bu yazıda onu tartışacağız. Devamını oku

CHP’ye Saldırmanın Vermiş Olduğu Tarihsel Dayanılmaz Rahatlık Üzerine

chp-amblem
facebooktwittergoogle_plusmail

Dinçer Mendillioğlu (02 Kasım 2016)

 

Yazıya başlamadan önce, yakınlarda hayatını kanser hastalığı karşısında yitiren büyük oyuncu Tarık Akan’ı saygıyla anıyorum. Ayrıca usta isme ölümünün ardından atfedilenlerin ve son günlerde Lozan Antlaşmasının tartıştırılmasının analojisi ile yazı arasında bağ kurulmasını temenni ediyorum.

 

Sosyal medya ve pek çok yerde Tarık Akan’ın ölümü ile, Kemalist ideolojinin tarihten silinmesine dair yapılan mesnetsiz birleştirme, benzeştirme çabasına dair dikkat çekmek gerekiyor. Daha da vahimi yürütülen tartışmalar içerisinde, Komünist Enternasyonal’in kapılarına kadar dayandırmaları özne ve nesne arasındaki diyalektik bağı tamamıyla ortadan kaldırmaktadır. Toplumsal samimiyet adına söylenilen birçok sözün, burada nasıl bir ideolojik hezeyana dönüştüğünü görmek gerekir. Tarık Akan’ın  oyuncu olması ya da bir başka özelliği değildir konu. Konu burada beslendiği tarihsel kimlik ve o tarihin getirdiği sorumluluktur. Işte resmi ideoloji dedikleri birikime saldırmak, ancak tarihsel var oluşu yok saymakla mümkündür. Bir çırpıda ülkenin kurucu değerlerini yok sayıp, katliamcı bir hayatı meşrulaştıran insanlar topluluğuymuşuz ve Tarık Akan’da bunun bir parçasıymış gibi gösterilmekte yatan gerçek, tam da o tarihsel birikimin yok sayımasıdır. Cumhuriyete, lakin darbe ve Cuntaların Cumhuriyetine değil, halkın kendi iradesiyle sahip çıkılan değerlerin Cumhuriyeti aynı yoğurdun mayası gibi göstermek ve hepsini bir torbaya atıp buna “ resmi ideoloji “ demek, başka bir dünyanın önünü tıkamaktır. Çünkü fikriyata hasıl olunan amaç, kendi kitle ve dinamikleri üzerindeki ömürlük hak iddiasını meşru kılmaktır. Bu durum da ancak ve ancak kurucu Cumhuriyet ile, darbe anayasaları ve faşist rejimlerin getirdiği Anti-Demokratik Devlet yapısını aynı göstermekten geçmektedir. Hayata geçirilen ya da düğmeye basılıp sergilenen oyun, tam da yeni dönem düşünmeyen, tartışmayan, sorgulamayan tek kutuplu toplum algısının vücut bulma halidir. Önerilen model “tek tip insandır”. Ve bu tek tipleşme karşısında olan herkes ise potansiyel düşmandır. Bu basit bölme ve kutuplara ayırma senaryosu oldukça başarılıdır.

Devamını oku

21. Yüzyıl, Radikal Halkçılık ve CHP Üzerine Notlar

Protesters wearing Guy Fawkes masks wave Turkish national flags bearing a picture of Turkey's founding father Ataturk during a demonstration at Taksim Square in Istanbul
facebooktwittergoogle_plusmail

M. Berkay Aydın – Politikyol.com  (01 Haziran 2016) 

 

Solun veya sosyal demokrasinin krizi veya geleceği üzerine uzun yıllardır hatırı sayılır tartışmalar, çok geniş kitlelerin gündelik ilgi alanlarına girmese de, sürüp gidiyor. Bu tartışmalar sadece Türkiye’ye özgü değil elbette. Türkiye’deki olağanüstü kabul edilebilecek siyasal süreçler bir yana bırakılırsa, tartışma dünyanın genelinin tartışması… Bu tartışmalara dünya çapındaki siyasal gelişme, toplumsal gerilimler ve arayışlar çerçevesinde bakabilmek, yeni dönemin politik zeminini ve olası gelişmelerini anlamak adına çok önemli bir nokta… Devamını oku

Halkçı Düşünce Derneği Açılışını Yaptı

halkçı 1
facebooktwittergoogle_plusmail

halkci.org (01 Haziran 2016)

 

Bir süredir internet sitemiz halkci.org’un da dahil olduğu çalışmalar ve ilişkiler genişleyerek Halkçı Düşünce Derneği tartışmalarını gündeme getirmişti. 29 Mayıs 2016 günü yapılan açılışla Halkçı Düşünce Derneği’nin merkezi hizmete açılmış oldu. 21. yüzyılda eşitlik, adalet ve özgürlük arayışlarına düşünsel ve pratik olarak katkı yapma amaçlı kurulan derneğin merkezi Kızılay’da İnkılap Sokak 15 /18 adresinde bulunuyor. Dernek mekanı ortak kullanımla aynı zamanda Halkçı Gençlik’in Ankara’daki çalışmalarına da ev sahipliği yapacak. Devamını oku

Halkçılık Nedir? -3

126-1
facebooktwittergoogle_plusmail

paracomandante – (25 Mayıs 2016)

Bu serinin birinci bölümünde, Türkiye’deki cumhuriyet devriminin (1792 devriminin de olduğu gibi) burjuva değil halkçı bir karaktere sahip olduğunu; ikinci bölümünde yerel bir ilerici adımın global anti-kapitalist direnişe nasıl dahil olabildiğini Marx’ın ortaya koyduğu çeşitli tezler vasıtasıyla anlatmaya çalışmıştım. Bu bağlamda temel ve hala güncel bir soru gündeme gelmişti. Ne yaptığımızı bildiğimizde yani ideoloji perdesini araladığımızda mı kapitalizme karşı direnmeye başlarız, yoksa ne yaptığımızı bilmesek de böylesi bir harekete dahil olabilir miyiz? Bu noktada iki eğilimden söz etmiştim: ilki, bir ilerici hareketin kurduğu sınıfsal cepheyi, yani barikatların niteliğini algılayamayarak, ideoloji perdesinin aralanmasını ve işçilerle burjuvazinin soyut bir savaşını talep eden uç sol eğilimlerdir, bu eğilim hem ideoloji perdesinin aralanmasını, yani yanılsamanın arkasındaki esas gerçeği bulmayı ister, hem de yanı başında sürmekte olan savaşın niteliğini algılamakta yetersiz kalır, hem araştırır hem kördür. İkinci eğilim ise tüm barikatların kaldırılmasını ve tam bir özgürlükçülük, tam bir anarşizm talep eden sol liberal siyasettir. Bu eğilim barikatları kaldırdığında ise neler olduğunu biliyoruz, toplumsal sahaya doluşan ırkçı ve dinci eğilimler, her türlü gericilik ve elbette bunu takip eden neoliberal talan. Özetle ilki, antagonizmanın niteliğini algılayamaz, ikincisi ise antagonizma değil salt agonizma talep eder. İkisi de kurulan ilerici harekete eş ölçüde zararlıdır. Bir örnek vermek gerekirse, neoliberal çete cumhuriyetçi barikata saldırırken, ilki barikatı terk edip daha dar başka bir antagonizma talep eder ve ikincisi tüm barikatların kaldırılmasını talep eder. İkisi de görünüşte sol siyaset içindedir, ancak ikisi de nihayetinde sınıfa değil doktrine döner, doktrinci eğilimlerdir bunlar özetle. Devamını oku

Halkçılık Nedir ? – 2

Resim1
facebooktwittergoogle_plusmail

paracomandante – (12 Mayıs 2016)

 

Marx 1848’de sokakları izliyor ve Engels’le beraber Komünist Manifesto’yu yazıyorlar. Kitabın son bölümünde devrimci acil bir önlem planı önerilir. Herkes bunları bildiği için burada tekrarlamaya gerek yok. Çok sonra 1871’de yine sokakları izlerler ve bu sefer 1872’de devrimci programın birden çok olabileceği notunu eklerler. Durum değişmiştir. Peki bu keskin geçişin sebebi nedir? Esasında tüm Marksistlerin bildiği bir şeyi Althusser çok açık bir dille neredeyse bir yüzyıl sonra söyler. Sınıf savaşı, futbol sahasında karşılaşan iki takımın “hadi şimdi savaşalım” demesiyle ortaya çıkan bir olgu değildir. O halihazırda oradadır, zaten içindesiniz, ancak görebilmek için ideolojik bir duvarı aşmanız gerekir. Buradaki amacım Althusser’in ideoloji teorisi üzerinden, bir kez daha içinden çıkılamaz bir sistem analizini geliştirmek değil, esasında bugünkü politik sorun çok başka bir yerdedir: kitleler “ne yaptığını bilmeden” kapitalizme karşı mobilize olabilirler mi? Yani ideolojik duvarı aşmamız gerekmeden, entelektüel birikimimiz ve bilgimizle değil ama arzumuzla bunu yapabilir miyiz? “Halkçılık nedir?” sorusunun ikinci odağı işte bu konudur. Devamını oku

Halkçılık Nedir?

hasan-oğlan-1941_670
facebooktwittergoogle_plusmail

paracomandante – (7 Mayıs 2016)

 

Halkçılık Nedir?

Kimi zaman bazı şeyler yanlış gider ve yanlış yaptığımızı ancak ısrara son verip bir süre nefes alırken fark ederiz. O küçük soluklanma sırasında elimizdeki aletleri, kullandığımız yöntemi ve yapacağımız işi gözden geçirme imkânı doğar çünkü. Sanki tam olarak böyle bir andayız. Yöntemimizi ısrarla savunurken bir şeyler ters gitmiş ve istemediğimiz bir sonuç vermiştir. Ve sorunu düzeltip, her şeyi eski yerine koyup, yeni bir başlangıç yapmak istediğimizde, bu sefer yöntemi değiştirmek gerekir. Bu oldukça basit bir şey, farkında olmadan bunu her gün yapıyoruz, ancak elimizde başka bir yöntem yok ise ne yapacağız? Devamını oku

« Older Entries