Tag Archives: halkçı

Cumhuriyet Halk Partisi Ankara İl Başkanlığı Seçimleri ve Genel Seçimlerin Şekillenişi Üzerine…

chp-bayrak foto
facebooktwittergoogle_plusmail

Dinçer Mendillioğlu  (23 Aralık 2017)

 

Birkaç gündür rahatsız edici bir magazinellik boyutuna varan, hem de yanlış siyasi kavramaların bir ürünü olarak CHP Ankara İl Başkanlık seçimi sürecini takip ediyoruz. Sadece takip etmek değil, sürece katkı sunmaya da çalışıyoruz. Öncelikle tekrarı asla olmayacak bir seçim sürecine ülkecek girdiğimizi kavramak gerekir. Bu kavrayışın kendi iç mantığından çıkan sonuç ise, kazananın ve kaybedenin çok belirgin olacağı bir nihailikle sonuçlanacak. Ortası olmayan bir seçim, ortası olmayan sonuçlar çıkacak. Ortalama bir seçmen ve Ankaralı biri olarak, kazanmaya dair analizler ve sorular var. Burada akıllara gelen ilk sorular şunlar olmalıdır;

***

1. Biz CHP Ankara İl olarak, buna seçmenimiz, üyemiz ve bütün paydaşlar dahil 2019 seçimlerine vekillik, büyükşehir belediye, ilçe belediyeler olmak üzere kazanıp ve genelde de iktidarı alacak veyahut iktidarı almasının önünü açacak hangi program, düzey ve donanımda hazırlanıyoruz? Umudu ve toplumun duygusunu örgütleyebilecek miyiz?

2. Yerel örgütlerimiz ve Belediyelerimiz Ankara İl örgütü etrafında uzlaşmış mı veya seçilecek yönetim etrafında birleşecek mi?

3. Kurulacak yönetimler ve örgüt listeleri, hangi kriterler baz alınarak yapılıyor? Açacak olursak; 2019 Ankara seçimlerini kazanacak yönetim listemizin siyasi kadroları şehir plancısı, mimar, mühendis, akademisyen, hukukçu, doktor, sendikacı, stk temsilcisi, sosyal bilimci, siyasi analist, esnaf, sokağı/emek hareketlerini bilen özel insanlar, kadın hareketleri, gençlik hareketleri, emeklilerimiz, taraftar grupları, insan hakları savunucuları gibi bir değerlendirme ile mi hazırlanacak veya sadece herkesin bildiği klasik en tehlikeli olan ikili ilişkiler üzerinden mi şekillenecek?

4. Donanım ve genel siyasete hâkimiyet, bulunduğu alanda yetenekli ve haiz olmak mı, yoksa yönetimleri kişileri onurlandırma makamı olarak mı düşünüp yönetim belirlenecek?

5. Kişi odaklı mı, örgüt ve toplumsal odaklı mı bir il yapısı olacak?

6. Siyasal gençleşme diyoruz. Nasıl bir gençleşme tarif etmemiz gerekir? Kadınların siyasal yaşantıda ve toplumsal alanda etkisi ne olacaktır?

***

Yukarıda belirttiğimiz temel zihinsel sorular ışığında devam edecek olursak. 2019 seçimleri yüz yıla merdiven dayamış genç Cumhuriyetin, en önemli seçimleri olacağı tartışma götürmeyecek kadar gerçektir. Israrla pek çok yazımda 2019’a atıf yapıyorum. Çünkü kendi adıma biliyorum ki, “Başka bir ülkem ve geleceğim yok”. Ülkemin kadim kültürü, toplumu, doğası ve üretim ilişkileri içerisinde, tam da bu zeminde kalıp var olacağımızın farkındayım. Bu farkındalık bizlere net bir siyasal program, hat ve ülke tahlilini yaptırmalıdır. Dolayısıyla her fırsatta ve düzeyde 2019 seçimlerini hatırlatmanın da gerekliliğini sürekli ifade etmek lazım.

***

Somut durumun, somut tahliline hiç bu kadar ihtiyaç olunmamıştı. Normal bir atmosfer ve normal bir ülkede seçimlere girmediğimizi bilmek gerekir. Esprili bir atıf ile “Zihinsel delilik ve aşağıdan yukarıya tarif edilmiş bir program” gerektirir. Çok değil beş sene öncesine kadar İngiltere’de “Deli” olarak tariflenen ve hiç şans verilmeyen İngiliz İşçi Partisi ve lideri Jeremy Corbyn, elde ettiği tartışmasız başarı ile bugün yeni bir “halkçı siyaset” tanımlıyor. Corbyn ne yaptı? Sadece bir program ile değil, toplumun umudu ve duygusunu da örgütledi. Aynı benzer şey Yunanistan seçimlerinde Syriza’da da vardı. İşte esprili olarak bahsettiğimiz delilik, aslında toplumun duygusunu örgütlemekten geçmektedir. Bu yüzden biraz değil net bir şekilde dünyada neler oluyor bakmak/bilmek gerekir. Neler olduğuna dair bir fikrimiz olmaz ise, hayatı toptan ıskalar ve kendimiz de ıskartaya çıkarız yaşadığımız ülke içerisinde. Bu yüzden aşağıdan yukarıya dediğimiz kavramı açarsak, şöyle bir tarif yanlış olmaz; Yaşadığı mahallesini bilmeyen ilçesini bilemez, ilçesini bilemeyen ilini bilemez, ilini bilemeyen ülkesini bilemez, ülkesini bilmeyen dünyayı bilemez..

***

Yukarıda yerelden genele çizmiş olduğumuz mantık, romantik bir denklem değil, aksine zamanın ve çağın tarihsel dayatımının ifadesidir. Siyasette de bu böyledir. Yerelini bilmeyen asla geneli bilemeyecektir, geneli bilemeyen siyasiler ise dünyadan bihaber yaşayacaktır. Tıpkı iktidar partisi Akp’nin dünyaya dair bir fikri olmayışı gibi. Bu yüzdendir ki bütün siyasal yaşam ve programlar yerelden başlayarak şekillenir. Aşağıdan yukarı siyasetin tarifi de bir miktar bu çerçevede şekillenir. Fakat klasik ara yanlış formüller, bazen amacın önüne geçebiliyor. Bu da hem politik, hem de fiziksel yarılmalara, ayrışmalara yol açabiliyor. Demokrasinin kendi içerisinden çıkmış anti-demokratik yol ve yöntemler, örgütsel bir zemin yerine kişi odaklı zemini yaratabiliyor. Bir yerde kafamızın bir köşesinde sürekli “başkanlık” sistemine entegre bir yapı şekilleniyor. Oysa yönetimler, yönetim+başkan şeklinde olmalıdır. Sağlam ve nitelikli bir örgütsel yapı, onun üzerinde de başkanın olduğu. Tamamen bir duygu, umut ve program çerçevesinde, o programa da sadık parti kitlelerini ve ülke dinamiklerini harekete geçirecek tonda. İşleyen bir yapı ve çevresini de harekete geçiren. İletişim merkezlerinin dediği gibi, 7/24 ulaşılır ve harekete hazır olan.

***

Siyaset kadro ile yapılır diye evrensel bir doğrulama vardır. Bu kadro kelimesinden sadece akademik, eğitimli insan profili algılanmamalı. Alanında yetenekleri pekişmiş insanların örgütsel bir bütünlükte bir araya gelmesidir kadro. Bu yüzden kadro deyince zihnimizi biraz daha açmak gerekir. Sanatı da, sokağı da, siyaseti de, hayatı da örgütleyebilen çeşitlilik ve zenginlik tarif ettiğimiz şey. Peki, bizler gerçek bir kadro hareketi miyiz? Yoksa bir birlerini onurlandıran dar ekipler miyiz? Kadrolaşmayı ve parti programlarını salt seçim arefelerinde hatırlamamak gerekir. Ya da daha açık ifadeyle, insanlarımızın delegelik vasıfları ve oy potansiyelleri üzerinden tahayyül edilmemelidir. Mantık eğer buradan kurulursa, nitelikli kadro seçmen olarak kalır ve bu yanlışlık devam eder. Bu anlamda İl örgütümüzün, seçmenimizin de harekete geçeceği bir duyguyu yakalaması zaruridir. Çok temel bir şey söyleyelim. Seçmen inandırıcı bulmazsa gelmez. Burada yavan bir sokağa inelim önermesi çıkmasın. CHP zaten sokakta. Bahsettiğimiz şey psikolojik umudun yakalandığı duyguyu topluma geçirebilmek. Bu olmuyorsa zaten lafı-güzaf olur her şey.

***

Elbette parti içi seçimlerinde, seçimler kanunun getirdiği sayısal bir matematik var. Fakat birde iddiamız ve davamız olan “ülke” gerçeği var. Genel Başkanımız Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun her açıklamasında söylediği bir şey var; “Dava insanı olmak” ve kişisel hedeflerden arınmış olanlar ile yol yürümek diye. Sihirli sözcük budur. Kişi bazlı ekiplerin temelini şu oluşturur; Ben varsam varım, ben yoksam, benden sonrası toz tufan. İşte nitel kadro yapısına neden ihtiyaç duyduğumuzun özetidir. Örneklersek; Şehir planında oluşan bir hataya anında refleks gösteren, hayır bu böyledir diyebilen şehir plancısı teknik kadrodan. Siyasal kabul edilemez bir yanlışa anında politik cevap olup kitleleri dinamize edecek siyasal kadrolara uzanan şekilde olmalıdır. Bir kriterimiz ve elimizde ölçeğimiz olmalı yönetim listelerine dair. Hem nitel, hem teknik anlamda becerileri gelişmiş, yereli de geneli de kavrayacak kişilerin sentezinden doğmalıdır kadro. Farklı bileşenleri ve özellikleri bir araya getirebilmektir aslında yönetme becerisi. Bütün yapıyı ve işleyişi BEN tasarlarım değil BİZ yaparız diyebilmeli.

***

Sayın Genel Başkanımızın ısrarla bahsettiği bir “Gençleşme” vurgusu var. Bu vurguyu parti büyükleri salt gençler mi var, onlar mı mücadele ediyor olarak değerlendirmemeli. Genel Başkanımızın tarif ettiği gençleşme, sadece fiziksel değil aynı zamanda zihinsel bir gençleşme. Tıpkı Genç Cumhuriyetimiz gibi. Yüzyılı bulmamış bir ülke onun kurucusu Mustafa Kemal, yol arkadaşları ve Cumhuriyetimizden söz ediyoruz. Çok yakın tarihte Ankara Çankaya CHP Gençlik Kolları seçimi oldu. O seçimde üç genç kardeşimin konuşmalarını mümkünse herkes dinlesin veya isteyip okusun. Gençliklerinin getirmiş olduğu heyecan ile böylesi yürekli konuşmalar yapmadılar. Yaşadıkları toplumu, ülkeyi analiz ve kavramalarının doğal bir sonucundan böyle güçlü konuşmalar çıktı. Bu bile gençliğin hayata dair açlığının ve vereceklerinin sunumudur. Ama ana kademeler, makamları ve koltukları bir takım formülasyonların yanlış sonucu olarak sadece delege bazlı teslim ederlerse, partimizin zihinsel ve politik gençleşmesi mümkün olmayacaktır. Ve yeni kadroların, aynı zamanda sürece dahil edemediğimiz nitelikli seçmenlerin ve gençliğin partiyle aralarına mesafe koymasına yol açacaktır. Ama görünen odur ki, süreç artık böyle devam etmiyor. “Dipten gelen dalga” bizler de varız şiarını her zeminde hatırlatıyor kendisini.

***

Bu bağlamda gerek İl Başkanlığı profili, gerekse oluşturulacak olan yönetimler tamamıyla ilimizi kavramalıdır. İlimiz üzerinden de bütün ülkemizi kavramalı. Tarife hasıl olunan başkan ve yönetim profili toplam enerjisini parti içine harcayan değil, %30 parti içine %70 yaşadığı ülke ve topluma harcayan olmalıdır. Dünyada ki en basit durumdur sorunsuz zamanlarda sorunsuz gezmeler. Sorunsuz süreçleri de yönetmek için zaten aman aman özellikler aranmaz. Sıfır sorun önermesi bizim gibi toplumlarda karşılıksızdır. Her an yeni bir sorun ve değişen gündemimiz var, dolayısıyla tatlı sularda değil, derin sularda siyaseti diriltebiliriz. Önemli olan sorun çözebilmek, anında örgütünü buna hazırlamaktır. İşte o zaman Belediyelerimiz ile de tam bir uyum ve hedefimiz olan Ankara Büyükşehir Belediyesi’ni kazanmanın gerçek yolu açılacaktır. Ve oradan vekilliğe, genel seçimlere dair başarı skalası gelecektir.

***

Geldiğimiz süreçler olmadığı kadar hareketli geçecektir. Bundan dolayı, yapacağımız yerel hazırlıklar genel başarıya ulaşacak zemini de oluşturmalıdır. Elbette bu tek başına yerel ile değil, genelin de taban ile kuracağı maksimum ilişki ile olmasıdır doğalı. Yerel duygu ve umut işte buradan şekillenecektir. Başkan ve yönetim karar alma yetisinde olmalıdır. Gidişata göre şekillenen değil, gidişata yön veren. Olmazsa olmaz kadın hareketleri ve STK’lardır bir diğer gereksinim. Kadınların özne olmadığı bir örgütsel yapı, asla varlığını sürdüremez. Dolayısıyla burada kadınların yönetim ve seçilmelerine dair hadi yazalım değil, kadının kendi doğasının getirdiği nesnel karakteristik öznelliktir ortaya koyacakları tavır. O zaman gerek değerleri üzerinden şekillenmesine ön ayak olur kadın hareketleri ve kadınlar. STK’lar konusu ise olmazsa olmazıdır. Yaşam paydaşlarımız, cinsiyet, kimlik, mezhep, meslek, eğitim, politik tercih, ekonomik, sınıfsal özelliklerine bakılmaksızın bir heybede bütünselliği sağlanacak şekliyle kabul edilmelidir. Bu biriken heybenin kültürel zenginliği üzerinde yeni dönemin kurgusu yapılmalıdır. Yazdıklarımızın her biri aslında birer yaşam alanıdır. Ve hayatımıza dair yakıcı durumu da göstermektedir. Hiçbir biçimiyle unutmayı kaldırmayacaktır süreç..

***

2019 gibi “şarampolün ucunda” gireceğimiz seçimlerde, yerellerde bizlere “mış, miş” yapılıp seçimler kaybettirilirse, sadece burada kaybeden CHP ve yerelleri değil, bütün ülkemiz ve halkları olur. Bu kaybın bedelini de ülkemizin kendisi öder. Bu vebal ve toplumsal sorumluluk duygusu ile hareket etmeliyiz. İşte bu önemde kavramak gerekir 2019 seçimlerini. Bunu kavrayamayan her birey kendisini ısrarla merkeze koymak yerine, destek olan insan pozisyonunda görmelidir. Ülkeye dair gelecek için fırsat verilirse ben yaparım, ya da ben olmazsam olmaz, ya da ben belirlerim şeklinde tariflerin hiçbiri asla olamaz. Kabul edilemez. Ülkemiz ve partimiz hatalı tercihlerin ve ısrarların sonucunu kaldıramaz. Maksimum mutabakat ve özveri ile sadece parti içine değil, bütün toplama dair iddiamız olmalı. Dolayısıyla hep söylediğimiz “Siyasette zamanın ruhunu yakalamak zorundayız”. Yaşadığımız topluma ve hayata karşı asgari sorumlulukları olan biri olarak, en azından ben böyle okuyorum süreci.

Saygılarımla…

 

Not1: Bu yazı hiçbir şekilde polemik için yazılmamış, akademik ve sınıfsal bir değerlendirme göz önünde bulundurularak gelecek kaygısı ile yazılmıştır..

Not2: Yazı yazarın bir sosyal medya hesabı için oluşturulmuş sonrasında halkci.org için değerlendirilmiştir…

15-19 Mayıs Kayseri-Ankara ATA’ya Saygı Yürüyüşü

haged 22
facebooktwittergoogle_plusmail

halkci.org (14 Mayıs 2017)

 

Halkçı Gençlik Derneği ve CHP Kayseri Gençlik Örgütü 15-19 Mayıs tarihleri arasında Kayseri’den Ankara’ya Ata’ya Saygı Yürüyüşü düzenleyecekler. 15 Mayıs Pazartesi günü Kayseri Valiliği önündeki Atatürk Heykeli önünde saat 14:00 ‘da yapılacak ortak basın açıklaması sonrası başlayacak olan yürüyüşte gençler dört günün sonunda 19 Mayıs’ta Anıtkabir’de olacaklar. Günlük olarak en az 30 kilometreyi doğrudan yürümeyi hedefleyen gençler yol üzerinde bulunan ilçe ve beldelerde Atatürk anıtlarına çiçek bırakıp etkinlikler gerçekleştirerek Ankara’ya ulaşmayı hedefliyorlar. İlk günün hedefi Kayseri’ye yaklaşık 100 km. mesafede bulunan Nevşehir’in Hacıbektaş ilçesi. Yarın akşam ilçede etkinlikler düzenlenmesi planlanırken, gençler ertesi gün yollarına Hacıbektaş’tan devam edecekler. Devamını oku

Türkiye Soluna Dair

bozukk-duzen
facebooktwittergoogle_plusmail

Sercan Polat (8 Ocak 2017)

 

Yeni yıla girerken bizlerin tek bir temennisi vardı o da “Analar ağlamasın” idi. Türkiye’de hepimiz istisnasız biliyor ve görüyoruz ki, işler hiç de iyiye gitmiyor. “Ananı da al git” diyenler Orta Doğu bataklığına ülkeyi iyice gömdüler ve analar ağlamaya devam ediyor. Patlayan bombalar, masum insanların ölümleri hiç bitmeyecek gibi devam ediyor ve alışıyoruz, alıştırıyorlar. Asgari ücret zamları, döviz kuru artışı ile Türk lirasının değer kaybetmesi, kadın cinayetleri, çocuk istismarları tabi ki havuz medyasında gündeme dahi getirilmiyor. İzmir’in dağlarında artık bombalar açıyor ve bu Cumhuriyetin bağrına bastığı öksüz çocuklar gerici yobazlar tarafından istismara uğruyor. Ülkeyi yönetemeyenler, başkanlık telaşına düşmüşken, iç savaş çığırtkanlığı yaparken bu ülkenin aydınları, solcuları, Atatürkçüleri laiklik diye, şeriat geliyor diye hatta ve hatta satranç diye tutturmuş gidiyorlar. Don Kişot gibi yel değirmenleriyle savaşıyoruz adeta. Bizler açısından hayati öneme sahip olan laiklik tartışmasını bir kenara bırakırsak, hükmedemeyen hükümetin, medyasının ve şarlatanlarının belirlediği suni gündemi tartışmak yıllardır ne sola ne ülkeye ne de halka hiçbir kazanç sağlamamıştır.

Devamını oku

CHP’ye Saldırmanın Vermiş Olduğu Tarihsel Dayanılmaz Rahatlık Üzerine

chp-amblem
facebooktwittergoogle_plusmail

Dinçer Mendillioğlu (02 Kasım 2016)

 

Yazıya başlamadan önce, yakınlarda hayatını kanser hastalığı karşısında yitiren büyük oyuncu Tarık Akan’ı saygıyla anıyorum. Ayrıca usta isme ölümünün ardından atfedilenlerin ve son günlerde Lozan Antlaşmasının tartıştırılmasının analojisi ile yazı arasında bağ kurulmasını temenni ediyorum.

 

Sosyal medya ve pek çok yerde Tarık Akan’ın ölümü ile, Kemalist ideolojinin tarihten silinmesine dair yapılan mesnetsiz birleştirme, benzeştirme çabasına dair dikkat çekmek gerekiyor. Daha da vahimi yürütülen tartışmalar içerisinde, Komünist Enternasyonal’in kapılarına kadar dayandırmaları özne ve nesne arasındaki diyalektik bağı tamamıyla ortadan kaldırmaktadır. Toplumsal samimiyet adına söylenilen birçok sözün, burada nasıl bir ideolojik hezeyana dönüştüğünü görmek gerekir. Tarık Akan’ın  oyuncu olması ya da bir başka özelliği değildir konu. Konu burada beslendiği tarihsel kimlik ve o tarihin getirdiği sorumluluktur. Işte resmi ideoloji dedikleri birikime saldırmak, ancak tarihsel var oluşu yok saymakla mümkündür. Bir çırpıda ülkenin kurucu değerlerini yok sayıp, katliamcı bir hayatı meşrulaştıran insanlar topluluğuymuşuz ve Tarık Akan’da bunun bir parçasıymış gibi gösterilmekte yatan gerçek, tam da o tarihsel birikimin yok sayımasıdır. Cumhuriyete, lakin darbe ve Cuntaların Cumhuriyetine değil, halkın kendi iradesiyle sahip çıkılan değerlerin Cumhuriyeti aynı yoğurdun mayası gibi göstermek ve hepsini bir torbaya atıp buna “ resmi ideoloji “ demek, başka bir dünyanın önünü tıkamaktır. Çünkü fikriyata hasıl olunan amaç, kendi kitle ve dinamikleri üzerindeki ömürlük hak iddiasını meşru kılmaktır. Bu durum da ancak ve ancak kurucu Cumhuriyet ile, darbe anayasaları ve faşist rejimlerin getirdiği Anti-Demokratik Devlet yapısını aynı göstermekten geçmektedir. Hayata geçirilen ya da düğmeye basılıp sergilenen oyun, tam da yeni dönem düşünmeyen, tartışmayan, sorgulamayan tek kutuplu toplum algısının vücut bulma halidir. Önerilen model “tek tip insandır”. Ve bu tek tipleşme karşısında olan herkes ise potansiyel düşmandır. Bu basit bölme ve kutuplara ayırma senaryosu oldukça başarılıdır.

Devamını oku

CHP Cumhuriyet ve Demokrasi Buluşması İçin Taksim’e Çağırıyor !

chp-den-taksim-de-demokrasi-mitingi
facebooktwittergoogle_plusmail

halkci.org – (23 Temmuz 2016)

 

15 Temmuz’daki darbe girişimi sonrası, bir yandan bu kanlı darbe girişimine toplumun farklı kesimlerinden ciddi toplumsal tepkiler sürerken, diğer yandan da genel olarak ülkenin gidişatı yönündeki endişelere karşı CHP Taksim’de büyük bir buluşma çağrısı yaptı. Cumhuriyet Halk Partisi’nin çağrısıyla gerçekleşecek olan Cumhuriyet ve Demokrasi buluşması yarın saat 18. 00’da İstanbul Taksim Meydanı’nda…Sendikalar, demokratik kitle örgütleri ve farklı siyasal yapıların da destek vermesi beklenen buluşmaya katılımın oldukça yoğun olması bekleniyor. CHP Genel Başkan Yardımcısı Tekin Bingöl’ün ifadesiyle “düzenlenecek mitingin sadece CHP veya seçmenlerine yönelik değil”…Ülkenin geçirdiği zor süreçler içerisinde emek ve demokrasi güçleri açısından da oldukça önemli olan miting Cumhuriyet ve Demokrasi vurgusuyla dikkat çekiyor.

TBMM CHP GRUP TOPLANTISI

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, 19 Temmuz’da TBMM CHP Grup Genel Kurulu Toplantısı konuşmasında ‘özgürlükçü demokrasi’ye vurgu yaparak şunları belirtmişti:

“Sevgili vatandaşlarım, farklı görüşlerimiz olabilir. Benim görüşlerimi, dünya görüşümü benimsemeyebilirsiniz, benim ekonomiyle ilgili, siyasetle ilgili görüşlerimi beğenmeyebilirsiniz ama hepimiz demokrasi paydasında bir arada olmak zorundayız. Bu ülke bizim ülkemiz. Biz çocuklarımıza yaşanacak bir Türkiye bırakmak zorundayız; sokaklarında, caddelerinde, evinde, fabrikasında, parklarında yaşanacak bir Türkiye’de çocuklarımız özgürce gezebilmeli. Bunun tek bir yolu var: Tam demokrasinin olduğu Türkiye, özgürlükçü demokrasinin olduğu bir Türkiye, herkesin düşüncesini özgürce açıkladığı bir Türkiye. En büyük arzumuz budur. Ve biz çocuklarımıza yaşanacak bir Türkiye bırakmak zorundayız. Bu bizim namus borcumuzdur, namus borcu…”

 

Halkçı olarak 24 Temmuz Pazar günü gerçekleşecek bu buluşmanın Türkiye demokrasi mücadelesinde önemli bir yeri olduğunu düşünüyoruz. Bu anlamda ‘laik, eşit, özgür ve demokratik bir Türkiye’ için Cumhuriyet ve Demokrasi buluşmasının önemine ilişkin Halkçı‘nın kısa açıklaması aşağıdadır:

 

 

halkçı panklart

Halkçı Düşünce Derneği Açılışını Yaptı

halkçı 1
facebooktwittergoogle_plusmail

halkci.org (01 Haziran 2016)

 

Bir süredir internet sitemiz halkci.org’un da dahil olduğu çalışmalar ve ilişkiler genişleyerek Halkçı Düşünce Derneği tartışmalarını gündeme getirmişti. 29 Mayıs 2016 günü yapılan açılışla Halkçı Düşünce Derneği’nin merkezi hizmete açılmış oldu. 21. yüzyılda eşitlik, adalet ve özgürlük arayışlarına düşünsel ve pratik olarak katkı yapma amaçlı kurulan derneğin merkezi Kızılay’da İnkılap Sokak 15 /18 adresinde bulunuyor. Dernek mekanı ortak kullanımla aynı zamanda Halkçı Gençlik’in Ankara’daki çalışmalarına da ev sahipliği yapacak. Devamını oku

Corbyn’nin İlk Sınavı: İngiltere’de Yerel Seçimler ve İşçi Partisi

corbyn seçim
facebooktwittergoogle_plusmail

M. Berkay Aydın – (10 Mayıs 2016)

 

Birleşik Krallık’taki 5 Mayıs yerel seçimleri sonrası ada, Labour Party (İşçi Partisi) ve yeni lideri üzerine oldukça hareketli tartışmalar yaşıyor. Öncelikle belirtmek gerekir ki, sonuçlar parti ve ilk seçim deneyimini yaşayan Jeremy Corbyn açısından kesinlikle kötü değil. Başarılı olarak değerlendirilmesi de mümkün. Tartışma ayrıntıları bir tarafa İşçi Partisi, Bristol kentinin meclis çoğunluğunu ve belediye başkanını bir bağımsızdan (eski liberal demokrat), Londra’yı ise Muhafazakarlar’dan almış durumda.  Devamını oku

Corbyn, Blair ve Düşündürdükleri: Tarih Yeni ve Radikal Bir ‘Halkçılığı’ Mı Çağırıyor ?

corbyn blair
facebooktwittergoogle_plusmail

M. Berkay Aydın – (21 Aralık 2015)

 

Jeremy Corbyn’nin Labour Party’nin başına geçmesinin yankıları Britanya’da sürüyor. 1949 doğumlu ‘eski tüfek’ Corbyn’in partinin başına geçmesi aslında ‘hiç de olağan değildi’. 1983’den beri Londra’nın küçük sayılabilecek seçim çevresi Islington North’dan 8 defa üst üste Meclis’e giren Corbyn 30 senedir kesintisiz olarak, İngilizlerin deyimiyle ‘MP’, bizim deyişimizle ‘milletvekili’ olan bir isim.

Devamını oku

Jose Mujica Türkiye’de; Üzerine Yazılan Kitap Türkçe’de…

Mujica TRUE
facebooktwittergoogle_plusmail

Halkci.org – (30 Ekim 2015)

 

Uruguay eski devlet başkanı Jose Mujica Tekin Yayınevi’nden çıkan ‘İktidarda Bir Karakoyun: Saraysız Başkan Jose Mujica’ adlı kitabın tanıtımı için 30 Ekim- 8 Kasım tarihleri arasında Türkiye’de olacak. Tekin Yayınevi tarafından çevrilen kitabın yazarları Andres Danza ve Ernosto Tulbovitz. Bu iki isim yapılan uzun sohbet ve ropörtajları kitaba dökmüşler. Kitabın orjinal adı “Una oveja negra al poder: Confesiones e intimidades de Pepe Mujica”. 2015’in Mayıs ayında Sudamericana Yayınları tarafından yayınlanan kitabın Türkçe çevirisi Ali Tuncer tarafından gerçekleştirilmiş. Kitabın tanıtım bülteninde özet olarak şu ifadelere yer verilmiş : Devamını oku

« Older Entries