Sözüm O’na !

chp hayır küçük kız
facebooktwittergoogle_plusmail

Sercan Polat (06 Nisan 2017)

Türkiye 16 Nisan günü bir kez daha sandık başına gidecek ve halk 18 maddenin değişikliğine dair oylamaya katılacak. Bu 18 maddenin değişikliği ile mevcut sistemin değişeceği ve daha güçlü bir Türkiye’nin ilk adımları olacağı mevcut hükümet tarafından sıkça dile getiriliyor. Yine aynı halk oylaması için, muhalefet bir rejim değişikliğinin söz konusu olduğunu ve Türkiye’yi tek adam rejimine götüreceğini savunuyor.

Türkiye’de işler hiç de iyi gitmiyor ve bu malumunuzdur, herkes tarafından bilinen bir gerçek. Durum böyle olunca bizim ‘emperyalizm ve iktidar menşeili basın kuruluşları gerçekleri olduğu gibi gizlemekle kalmayıp, yaşanan durumları da olduğundan çok farklı gösteriyor. Böyle bir durumda demokrasi adına bir kaç kalem oynatanlar, yorum yapanlar ya işinden oluyor ya da muhalif görüşlerine bir suç uydurularak mapusu boyluyorlar.

Mevcut iktidar ‘hayır diyenlere ‘terörist’ yaftası vurmayı belli ki tarihsel bir takım olaylardan akıl etmiştir. Türkiye’de demokrasinin getirisi olan her halk oylamasında olduğu gibi bu oylamada da iki farklı görüş (EVET- HAYIR) daha da keskinleşmiş bir şekilde karşımıza çıkıyor. Bulunduğu her ortamda Menderes ve Özal’ın devamı olduklarını söyleyen mevcut iktidar, tıpkı 1980 darbesinden sonra Kenan Evren’in: “Dış güçlerle işbirliği yapanlar Anayasaya Hayır kampanyası açtı.” söylemlerini tekrarlıyorlar.

Çok kısa bir süre önce CHP Konya Milletvekili Bozkurt’un: “Bu emperyalistlerin bir oyunudur, 16 Nisanda bu oyunu bozacağız, eğer Evet çıkarsa bizde geçmişte olduğu gibi İzmir’den bunları denize dökeriz.” demesi olay olmuştur. Sonradan yaptığı açıklamalarda ‘evet oyu verenlere bu sözlerini söylemediğini ve doğrudan emperyalizm adına hareket edenleri kastettiğini aktarmıştır. Halk ve özellikle ‘evet oyu kullanacak olan yurttaşlar bu durumdan çok rahatsızdır; ki doğaldır da. Mustafa Kemal ve Türk askerleri 9 Eylül’de işgalci Yunan ordusunu denize dökmüş ve büyük bir başarı sağlamışlardır. Hal böyle olunca milliyetçilik duyguları had safhada olan yurttaşlarımız Yunan askerlerine benzetilmekten ve bu haberin bu şekilde sürekli tv kanallarında dolaşmasından rahatsız olmuşlar. Ancak şunu unutmamak gerekir; demokrasi yalnız bir kişiye değil, bütün bir topluma yarar sağlamalıdır. Tarihimize şöyle bir baktığımızda, 1987 yılında yapılacak olan halk oylaması siyasi yasakların kaldırılması üzerine yoğunlaşmıştı. Çalışmalar Turgut Özal’ın sert bir muhalefet göstererek bir dizi taktiksel hareketleriyle başlayacaktı. Oy pusulasında Turuncu renk ‘hayır’ı, Mavi renk ise ‘evet’i temsil ediyordu. Bu tercihi yapan Özal’a göre mavi ‘evet demek değil, Yunan demekti. Turunculu bir ‘hayır’ın insanların içini ısıtacağını düşünmüş, mavili bir ‘evet’inde Yunanlıları çağrıştırdığını söylemekten bir adım geri durmamıştı. Bunun yanında, Özal’ın yanından ayrılmayan o meşhur turuncu tişörtlü ve üzerinde birden çok No! yazılı, adı çok da mühim olmayan kişi ne kadar milli bir duruş sergilendiğini en baştan ortaya koymuştu. Yaklaşık 75.000 oy farkıyla Özal’ın başını çektiği ‘hayır kaybetmiş ve ‘evet ile birçok siyasi yasaklı insan siyasete geri dönmüştü. Hatırlayalım, hemen ardılında Özal güç toplamak ve bir kazanım sağlamak adına bu kez de yerel seçimlerin erken tarihe çekilmesi için halk oylamasına gitmiş ancak bu kez de ‘evet’i savunan Özal ‘hayır’a yenilmişti…

Hatırlayınız, ilk tartışmalar ‘başkanlık, yarı başkanlık, Cumhurbaşkanlığı arasında gidip gelmişti. Bu değişikliği adının ne olduğuna bakmaksızın savunanlar bunun yerli bir model olduğunu söylediler ve Türk Tipi bir Başkanlık dediler. Peki bir sorum olacaktır muhataplarına : Bu yerli dediğiniz sistem, Türk tipi dediğiniz başkanlık, Sümerbank basması kadar yerli midir? Cevap kesinlikle ‘hayır olacaktır. Nereden geliyor peki bu Türk tipi, Türk modeli söylemleri ? Cevabı uzakta aramak bize yine zaman kaybettirecektir. 24 Ocak kararları ile ülkeyi ekonomik olarak telafisi çok güç bir uçuruma sürükleyenler, sonrasında iflas eden bankaların devlet denetimine geçmesine de yine Turgut Özal ” Bu model Türk modelidir” demiştir. Ne hikmetse zamanında ve bizden önce Arjantin ve Şili bu Türk modelini uygulamıştır. Böyle bir şeyin mümkün olamayacağı için sonuç Amerika’nın darbeler sonrasında Amerikancı politikalarla milliyetçilik oynatması, bölgede at koşturmasıdır.

Bu sistem, veya rejim değişikliği adına ne dersek diyelim, baştan kusurludur. Gayri-milli’dir. Tarih tekerrürden ibarettir derler; doğruluk payı da yüksektir ancak yukarıda verdiğim Özal ve halk oylaması bilgisi hiçbir yurttaşı rehavete sürüklemesin. Çünkü neredeyse bir yılda iki kez halk oylamasında yenilen Turgut Özal çok kısa bir süre sonra Cumhurbaşkanı olmuştur..

Günümüzde en büyük muhalefeti Dolar ve Euro sırtlamıştır. Hayır kampanyası yürütenler sadece 18 maddeyi insanlara anlatsalar, ben eminim ki kesinlikle halk oylamasında ‘hayır sonucu çıkacaktır. Ancak yersiz ve zamansız açıklamalar süreci daha sancılı bir hale sokmaktadır. Kimse sistem dayatmasına gitmemelidir ve halkımıza güvenmelidir. Bu halk oylaması süresince şunları çok net söyleyebiliriz ki, Mustafa Kemal Atatürk ve Türk bayrağımız halkın ellerinde gerekli değerini bulmuş ve İzmir Marşı ile toplumsal bir muhalefet örülmüştür.

Sözüm O’na yazının çıkış amacı demokratik bir uygulamaya, anti- demokratik uygulamaların rekor seviyeye geldiği bir dönemde giderken, parasını alıp, bu ülkede yaşayan yurttaşlara gerçeği aktarmayarak ihanet içine giren sözde gazetecilere…
Uğur Mumcu’nun da dediği gibi “Cesurlar bir kez ölür, korkaklar her gün”!
Bir partiyi, kuruluşu, örgütü veya kişileri somut gerçekler dışında savunan veya suçlayanlara gazeteci denmez. Onların görevi başkadır…


Ve gün gelir gerçekler insanın yüzüne işte böyle vurulur…

Yazı halkci.org için yazılmıştır.