Sol Popülizm:  Bir Girizgâh

Power to the people
facebooktwittergoogle_plusmail

Paolo Gerbaudo (11 Ocak 2017 ) (İlk Yayın 30 Kasım 2016 – Medium.com)

 

Birleşik Devletler’de Donald Trump’ın zaferinin akabinde, sol-eğilimli popülizm ( ya da kısaca sol popülizm) aralarında ilerici ve aktivistlerin de olduğu [bir  kesimde] hararetli  bir tartışmanın konusu olmuştu. Bunu Marksist ortodoksizmin bir ihaneti, yada daha da kötüsü sağ-eğilimli bir siyasete taviz biçiminde algılayan bazı insanlar, popülizm konusunda tüm bu söylenenleri küçümsemeye devam etti. Ancak birçoğu, Trump çağında başarılı ilerici bir strateji tasarlamanın ilerici amaçlar doğrultusunda bir popülist kavrayış ve gidişatı gerektirdiğini düşünüyorlardı.

Birçoğunun müesses nizama [kurulu düzen] karşı koyan popülist hareketlerin yükselişini destekleyen ve siyasal düzenin keyfini kaçıran bir an olarak tanımladıkları popülist günlerden geçiyoruz.  2008’deki finansal kırılma, 1980’lerden bu yana uygulana gelen ve tüm anakım siyasal görüşlerce de kabul gören neoliberal serbert-piyasa ideolojisinin güvenirliğini ciddi bir şekilde sarstı. Bu meşruiyet krizi, hem Sağ’da hem de sol’da şu sıralar neoliberal hegemonyaya meydan okuyan yeni popülist hareketlerin de önünü açtı.

Şu anki popülist anın yayılımı, ilerici amaçlar için  popülizmi benimsemeyi ve anlamayı çok acil bir mesele haline getirdi. Ancak bu gereklilik, bir yandan popülizm kavramı etrafında [yaratılan] büyük kafa karışıklığıyla, diğer yandan da kavramın hala kamusal söylemde çok açık pejoratif imalar taşıması olgusuyla karşı karşıyadır. İnsanlar popülizmi düşünürken akıllarına çoğu kez irrasyonel siyasal tutumlar gelir, ve onu Trump, Farage ve Le Pen örneklerinde olduğu gibi sağ eğilimli ve zenofobik popülizm ile özdeşleştirirler. Sol’da popülizme dönük [oluşan] bu büyük kuşkunun temel nedeni de budur.  Oysaki, sağ eğilimli popülizm, popülist siyasetin olası tezahürlerinden yalnızca biridir.

Son zamanlarda, Birleşik Devletler’de ve Avrupa’da popülizmin neden kaçınılmaz olarak sağ-eğilimli yönelişlerle ilişkilendirilemeyeceğini kanıtlayan birçok sol eğilimli popülist olaya tanık olduk. En bilindik örnek, Birleşik Devletler’deki Demokrat Parti ön seçimlerinde Bernie Sanders’in kampanyası olduğu kadar açıkçası partinin birçok aktivisti tarafından popülist olarak tanımlanan bir parti olan İspanya’daki Podemos, ve popülist özellikler de sergileyen Yunanistan’daki Syriza’dır.

Bu olaylar, kökenleri Narodniki, ve Chartist gibi 19.yüzyıl popülist hareketlerinden söz ettiren, Chavez’den Morales’e kadar Latin Amerika’daki hareketlerin sosyalist popülizmini de içine alan ve eskiden beri süregelen bu sol eğilimli popülizm neslinin en güncel tezahürleridir.

Bu girizgâh  sol eğilimli popülizme hızlıca bir giriş yapar. Antonio Gramsci, Ernesto Laclau ve Chantal Mouffe gibi yazarlarda sol-eğilimli ve ilerici popülizm üzerine oluşmakta olan literatürün merceğinden Birleşik Devletler ve Avrupa’da yakın zamanlarda oluşan sol-eğilimli popülist partilere ve adaylara yeniden bir göz atar.  Sol-eğilimli ve sağ-eğilimli popülizm arasında farklılıklar olmakla beraber popülizmin kollektif kimlik, sınıf ve ulus ile olan ilişkisi de dahil birçok kilit meseleyi de kapsamına alır.

Bu yazıya okuyucuların geri bildirimleriyle rötuşlar yapılacak ve kademe kademe geliştirilecek  olan tamamlanmamış bir iş gözüyle bakılır. Umarım, şu sıralar böyle birşey sol-eğilimli popülizm  kavramıyla ilintili bazı kafa karışıklığı ortadan kaldırır ve kavram üzerine daha aydınlatıcı ve stratejik bir tartışmaya kolaylaştırıcı katkı yapar.

1- Sol Popülizm Oligarşi’ye karşı Halk’ı esas alır

Popülizm, hem sol-eğilimli hem de sağ-eğilimli tezahürlerinde, çeşitli düşmanlarla karşıtlık içinde merkezine halk  inşasını alır. Halk, “evrensel bir özne”dir  ve en azından teoride de olsa tüm yurttaşları, verili bir siyasal topluluğun tümünü kucaklayabilecek olan bir şeydir. Bu radikal kucaklayıcılığı ve enine-boyunalığı onun hem gücü hem de zayıflığıdır. Popüler kimlik uyumu, Ernesto Laclau’nun da ortaya koyduğu koyduğu gibi, Halk ve düşmanları arasında açık bir sınırın izini taşır. Bir başka deyişle, Halk’taki o “biz” ibaresi, onun –halk- kendi kimliğiyle bir karşıtlık içinde tanımlayabileceği, açık bir şekilde belirtilmiş ve görünür olan bir Öteki’nin, “onların” varlığına dayanır.

Sağ-eğilimli popülistler için “halkın düşmanları” yabancılar ve etnik azınlıklardır. Buna karşılık, sol-eğilimli popülistler içinse sosyo-ekonomik ve iktidar koşulları içerisinde tanımlanmış bir elit olan oligarşi’dir. Bu oligarşi, bankerlerden, hilekar-dolandırıcı girişimcilerden ve sıradan halkı kendi çıkarları için kullanmakla suçlanan yozlaşmış siyasetçilerden, Occupy Wall Street’in o sloganının da hatırlattığı gıbi “yüzde 99’u biz” geri kalanı da  yüzde 1’den, oluşur.   Dolayısıyla, sol-eğilimli popülizmin düşmanları geleneksel solun düşmanlarına tıpa tıp  benzer. Sol popülizm, düşmanın inşasına siyasal bir boyut katar. Hedefinde sadece kapitalistler yoktur. Aynı zamanda onların siyasal müttefiklerinin oynadığı role vurgu yapar ve yerleşik çıkarların genel çıkarlara hâkim olmasının bir aracı olan siyasal yozlaşmayı da ifşa eder.

2- Sol Popülizm Halk Egemenliği’nin geri kazanımını merkezine alır

Halkın özel çıkarların ve dış güçlerin müdahaleleri olmaksızın kendisini yönetme hakkına sahip olması anlamına gelen halk egemenliği, sol popülizmin en öncelikli talebidir. Bugünlerde, halk egemenliği Marine Le Pen gibi sağ-eğilimli popülistlerin de el attığı bir kavramdır. Ancak, başlangıcı itibariyle 18. yüzyılın sonunda modern solun doğuşunda kurucu bir kavramdı halk egemenliği. İlk kez Jean-Jacques Rousseau’nun yazılarıyla teorikleştirilen ve 19.yüzyılın popüler hareketlerinden ve Amerikan ve Fransız devrimlerinden ilham almayı sürdüren bir kavram oldu. O zamandan bu yana halk egemenliği, Birleşik Devletler anayasasının girişindeki “biz halkız” örneğinde de görüleceği gibi birçok cumhuriyetçi sistemde de kabul gördü.

Popülist hareketlerin de birçok kez açığa çıkardığı gibi halk egemenliği, yurttaşlar ile kendisine hizmet eden siyasal temsilcileri arasındaki uzaklığın artması nedeniyle pratikte kötüye kullanıldı. Ortalama yurttaş pahasına olsa da tüm ana akım partilerin siyasetçileri ile ekonomik elitler arasındaki ittifak ve vatandaşın siyasal kurumlardan artan yabancılaşmasının damgasını vurduğu günümüzün “post-demokratik” zamanlarında özellikle bu çok açıktır. Bu demokratik eksiklikle karşı karşıya kalan sol eğilimli popülizm, halk eğemenliğinin restorasyonu ve devletin halkın iktidarıyla hareket ettirilen bir mekanizma olarak yeniden tesisi için bir çağrıda bulunur.

3- Sol Popülizm Organik Kriz Zamanlarında İlerici bir İdeoloji’dir

Hem sol eğilimli hem de sağ eğilimli biçimiyle popülizm, büyük istikrarsızlıkların ya da Antonio Gramsci’nin kavramını kullanacak olursak “organik kriz”in olduğu zamanlarda çoğunlukla ortaya çıkar. Önceki mevcut temsil yapılarının geleneksel toplumsal temelleriyle kopuşun gerçekleştiği, ve böylelikle de çoğu insanın sesinin çıkmadığı/duyulmadığı hissinin uyandığı zamanlardır bunlar. Son otuz yıldır siyasete hükmeden neo-liberal düzenin krizi olan böylesi bir organik kriz zamanında yaşıyoruz. 2008’deki finansal kriz, serbest piyasa ideolojisinin başarısızlığını kanıtladı, yaygın bir toplumsal rahatsızlık üretti, ve akıbeti hala belirsiz olan neo-liberal düzenin ötesinde bir geçiş aşamasının, ara dönemin habercisiydi.

Hem sağ eğilimli hem de sol eğilimli popülizmin bu hızlı yükselişi, neoliberal düzenin ve onun siyasal temsilcilerinin ne kadar  derin bir huzursuzluk ve öfkenin içinde yüzüyor olduklarının da apaçık bir kanıtıydı. Her iki popülizm de, kendi kendini düzenleyen piyasa, idarenin kontrolünün ötesinde bir serbest akışlar dünyası fikriyle liberal dünya görüşünü ve değerini eleştirir. Ne var ki, bu iki popülist kamp da böylesi bir neoliberalizm eleştirisini tamamiyle farklı şekillerde geliştirirler. Sağcı popülistlerde hiç eksik olmayan şey, dinsel ve etnik azınlıklara karşı hoşgörüsüzlükle mimlenmiş olan bir dünya ve 21.yüzyıl yeni tekelci kapitalizmin bir türü, daha fazla sömüren ve otoriter olan bir kapitalizmdir. Solcu popülistler ise şu anki ara döneme daha kucaklayıcı bir toplum inşası, kamusal hizmetlerin gelişimi ve savunusu, ve şu anki aşırı eşitsizlikçi durumun ötesine geçerek zenginden fakire ekonomik bir yeniden dağıtım süreci üzerine yoğunlaşan tamamiyle farklı bir çözüm önerir.

4- Sol Popülizm Sanayi-Sonrası Sınıf Parçalanmışlığına bir yanıttır

Popülist sol ile geleneksel sol arasındaki temel farklardan biri, sınıf yapısı ilgili analizlerinden kaynaklanır. Geleneksel sol, sanayi devrinde ortaya çıkan çalışan sınıfı zorunlu devrimci özne olarak görür. İşyerlerinde ve özellikle fabrikalarda ardı ardına ittifaklar ve partiler gibi müdafi, üst-düzey yapıların oluşturulmuş olduğu sendikalar ve kooperatifler şeklinde yerleşiklik kazanan örgütsel yapılar inşa etmeye odaklanır. [Ancak] özellikle Birleşik Devletler’de ve Avrupa’da ortaya çıkan 21.yüzyılın sol -eğilimli popülizmi, çok farklı toplumsal koşullarla yüzleşir. [Bir kere] hizmet sektörünün imalat sektöründen üç katı daha fazla olduğu sanayi-sonrası bir ekonomi bağlamı içerisinde gelişir, ve aşırı derecede parçalı ve farklılaşmış çalışma koşulları damgasını vurur.

Yoğun ve görece homojen olan sanayi devri proleteryasının dağınık ve bireyselleşmiş bir prekarya’ya yol verdiği  bir toplumdur bu. Çoğu insan için bundan sonra çalışma alanının toplumsal kimliğin öncelikli kaynağını oluştur(a)madığı bir toplumdur. Krizin yoksul ve işsizler ordusunu şişiriyor olması da bunun bir nedenidir. Bu bağlamda, 20. yüzyıl solu’nun merkezi referans kaynağı vazifesini gören çalışan sınıflar fikri, birleştirici kollektif bir kimlik olarak işlevselleştirilebilir gözükmüyor. Bununla baş edebilmek için sol popülizm, ne kredi ile mülk edinmeye (housing ladder) ne de iş basamaklarında ilerleyebilen güvencesiz genç mezunlara, yeni yoksullara, düşüş halinde olan orta sınıflara ve memnuniyetsizliğini belirten çalışan sınıflara kadar günümüzün zor  zamanlarında [kendini]  dezavantajlı hisseden farklı toplumsal kesimleri kucaklayabilen birleştirici ve uyumlu bir özne olarak Halk kavramını harekete geçirir. Sol-eğilimli popülizmin birleştirici bir Halk kavramına el atması bugünlerde varolan toplumsal düzeydeki aşırı parçalanmışlıkları siyasal düzlemde aşmanın da bir aracı haline gelir. Bunun sol stratejiye temel katkısı, çok katlı sosyo-demografik yapıların haricinde yeni bir “tarihsel blok”u inşa etmesidir.

5- Sol Popülizm Sivil Yurtseverlik çağrısı yapar

Çoğu insan, aynen sağ popülizmde olduğu gibi popülizmin muhakkak milliyetçiliği ve yabancı düşmanlığını getireceğinden korktukları için sol popülizmden de ister istemez kuşkulanırlar. Ancak, sol-eğilimli popülist partilerin evrenselcilikleri ve ırkçılık karşıtı eğilimlerinde son derece kararlı olan siyasal liderlerinin pratiklerinin de kanıtlamış olduğu gibi bu doğru değildir. Halbuki gerçekte olan şey popülizmin yerel, ulusal yada bölgesel düzeylerde kültürel/teritoriyal olarak tanımlanmış bir topluluğun gururu olan sivil bir yurtseverliği başlatmış olmasıdır. Sol-eğilimli popülist hareketleri, çoğunlukla halkı harekete geçirici bir güç olan topluluklarına karşı duyduğu o gurur ve ait olma hissi cezbeder.

Sol-eğilimli popülizm, teritoryal ve bilhassa da ulusal kimliğin tüm dünyada yurttaşların büyük bir çoğunluğunun, özellikle de daha bir kozmopolit yaşam tarzı ve dünya görüşüne erişimi olmayan alt gelir dilimindekilerin deneyimlerinde önemli bir unsur teşkil ettiğini kabul eder. Ulusal kimlik, başka yerlerde doğmuş göçmenlere, yada bu topluluğa ait olmayanlara karşı mutlak surette bir nefreti ima etmez. Tıpkı popülizm gibi bunun hem ilerici hem baskıcı, hem kucaklayıcı hem de dışlayıcı tezahürleri olabilir. Ulus aralarında başka birçoklarının da olduğu bugünün toplumlarında insanoğlunun deneyimlemiş olduğu basamaklardan biri olarak görülür. Bunun için, geleneksel solun ulusal ve teritoryal kimliklere sıklıkla göstermiş olduğu yargılayıcı tutumdan uzak durması ve ulusal sorunu ele almadıkça gerçek bir enternasyonalizmin olamayacağını anlaması  [son derece]  önemlidir.

6- Sol Popülizm Radikal Demokrasi ve Kişisel Liderliğin bir toplamıdır

Sol-eğilimli popülizm, sıradan yurttaşların gündelik yaşamlarını etkileyen bütün önemli meseleler üzerine doğrudan bir sözü olabileceği dönük bir talebi, radikal demokrasi çağrısını içerisinde barındırır. Sol-eğilimli popülist hareketler, çoğu kez siyasal kararlara tüm yurttaşların daha doğrudan bir katılımını kolaylaştırmak için anayasal değişimlerin peşinden koşarlar. Dahası, referandum, popüler inisiyatifler, katılımcı bütçe ve yerel istişareler gibi doğrudan demokrasinin birçok kurumunu içerisine alan oluşumları teşvik eder.

Ancak, bu radikal demokrasi arayışına Hugo Chaves, Evo Morales,  ya da Pablo Igleasias gibi önde gelen [birçok] figürde de görüleceği gibi sol popülist hareketlerin birçoğunun tipik bir bir özelliğini oluşturan şeye, kişisel ve karizmatik liderliğe olan güven eşlik eder. Karizmatik liderliğin varlığı belki radikal demokrasiye bağlılıkla çelişebilir. Fakat bu tümüyle yanlıştır. Açıkçası, liderler otoriter savrulmalardan sakınmak için dikkatli bir şekilde izlenme ve kontrol edilme ihtiyacı duyarlar. Yine de, karizmatik liderlerin varlığı Bizanscılığa ve parlamenter siyasetin etrikalarına [karşı] bir panzehir olabilir. Halk egemenliğinin gerçekleşmesi için onlara bireysel bir sorumluluk yükler, ve açıkçası yurttaşların isteklerinin gerçekleştirilmesini garanti altına alacak tayin edici bir baskı kurmasını sağlar.

7- Sol Popülizm 21. yüzyıl Solu’nun bir Aspirini değildir

Sol-eğilimli popülizm bütün siyasal sorunların mucizevi çaresi olarak anlaşılmamalıdır. 21. yüzyıl solu’nun aspirini de değildir o.  Bilakis, popülizm teorisi 20.yüzyıl totaliteryanizmlerinin çözümleri gibi mesihçi ve toptancı siyasal çözümlerden kaçınma ihtiyacı ve insanoğlunun arayışlarının yanılma payı konusunda tipik bir post-modern farkındalığı yansıtır. Sol-eğilimli popülizm “çözüm” olarak değil, daha ziyade 21.yüzyılda etkili bir sol stratejinin gelişiminde olması gerekli birşey olarak görülmelidir.

Aslında, sol-eğilimli popülizm başka ilerici ideolojik eğilimlerle de kaynaştırılabilir. Bu durum, stratejik sanayilerin kollektif mülkiyeti, güçlü bir refah tedariki ve kamusal hizmetler, ve ekonominin sıkı bir şekilde düzenlenmesi gibi sosyalist politika arayışlarına da engel olmaz. Aslına bakılırsa, bunlar Latin Amerika’daki sosyalist popülizmin ılımlı komünist dalgasında da görüleceği gibi sol-eğilimli popülizmin kesinlikle yakın zamandaki örneklerinin gerçekleştirmiş olduğu politikalardır.

Sol-eğilimli popülizm basit bir şekilde “sınıf politikaları” olduğu için değil, ama aynı zamanda sosyo-ekonomik koşullar içerisinde dar bir şekilde tanımlanmış tek bir toplumsal sınıfı değil farklı sınıf fraksiyonlarının ve sosyal demografinin geniş bir koalisyonunu kazançlı çıkaran ve siyasal bir topluluğun bütünlük arz eden koşullarının gelişimini amaçlayan “popülist politikalar” olarak bu politikalara yeni bir çerçeve kazandırır.  Devleti ele geçirirken sol popülizm ne proleterya diktatörlüğünü ne de bir sınıfın diğer bütün sınıflar üzerinde hakimiyetini amaçlar; tek amaçladığı şey kucaklayıcı ve demokratik bir popülist iktidarın inşasıdır.

Bu bir başlangıç, ve henüz tamamlanmış bir şey değil. Bu yüzden, sizden gelebilecek geri bildirimleri ve yorumları gelecekte olası düzeltmelere dahil edebilmek için sabırsızlanıyorum.

 

Yazının çevirisi halkci.org için Özgür Olgun Erden tarafından yapılmıştır. Yazar P. Gerbaudo‘nun izniyle halkci.org’da yayınlamıştır. Yazıda kullanılan görsel için insteyh.files.wordpress.com internet sitesinden yararlanılmıştır.