Siyaset Kutusunu Değiştirmek – 3

okan-kasim-foto-2
facebooktwittergoogle_plusmail

Okan Kasım (03 Ocak 2017)

 

Kaldığımız yerden devam…

Lider Bazlı Düşünce ve Yönetim” Yerine “Kollektif Akıl ve Ülkü”

Kişilerin var olamayacakları bir karakterin hayalini kurmaları ve bunu “kurtarıcı” addetmeleri aslında çok alışık olduğumuz, bize çok küçük yaşlarda aşılanmış bir kandırmaca. Seyrettiğimiz çoğu çizgi film ve Amerikan filminde bizlere yıllarca öğretildi. En ihtiyaç olunan zamanda bir “süper kahraman” ortaya çıkar ve filmin sonu, “film noir” değilse güzel ve beyaz biter.

Fakat bu düşünce tarzının birbirini tamamlar iki yıkıcı zararı var.

Birincisi, kurtaracak birilerinin olduğunu düşündüğümüzden en kötüyü yaşayana dek sabretmeyi alışkanlık haline getiriyoruz. “Beterin beteri vardır” sözünü desteklercesine, hep daha kötüsünü bekliyoruz, ama aslında “en kötü ”nün şu an olduğunu farketmiyoruz. Yaşadıklarımıza müdahale için “şu an” dan daha başka bir vaktimiz var mı?

İkincisi “kahraman” bekleyişi hepimize kendi sorumluluklarımızdan kaçma fırsatı sunuyor. Er ya da geç tüm düzeni sağlayacak birilerinin olduğunu düşündükçe, birey topluma ne fayda sağlayabileceğini asla düşünmemeyi tercih ediyor.

Bu nedenle, sadece lider ya da takımının öncülüğündeki hareketlerin ve akımların genele yayılamadığı sürece ancak liderin ömrü ya da biraz fazlası ile sınırlı kalmakta. Fikirler ve akımlar, aklımıza kişilerden/ olaylardan bağımsız geldiği derecede özgür ve sürdürülebilirdir.

Böyle fikirler, yeşerecek toprağın olmadığı yerlerde kök salacak zihinler bulacaktır. Virüslere benzetebiliriz bu açıdan. İyi ya da kötü, insanların zihnini tutsak edecek bir fikir varsa yayılmasını engelleyemezsiniz. Fikirlerini yenmeden kimseyi fiilen yenmiş sayılmazsınız.

Öte yandan, tarih boyunca kişisel yapıtlardan ziyade toplumsal ve çoğulcu aklın ortaya koyduğu eserler devamlılık arzeder. Yarattığımız herşey adım adım oluşuyor ve aslında bu birikimin atomlarına baktığımızda kalabalıkların emeğini görürsünüz. Bu sayede kolektif aklın şekillendirdiği eserler zamanla dinamikliği içerisinde mükemmeliyete ulaşabilir.

Bilinçli örgütlenmek bu bakımdan temeli oluşturuyor.Örgütlenmek, içerisindeki sivrileri yok eder ve herkesi aynı derecede önemsizleştirir ki, hep birlikte yükselebilelim.

Burada özellikle bilinç’ten bahsediyoruz, zira bilinçsizce yapılacak örgütlenmeler toplumun kucağına patlamaya hazır bombalar bırakacaktır. Bunu sanırım en iyi açıklayan Fransız Devrimi süresince halkı inceleyen “Kitleler Psikolojisi” kitabı ile “Gustave Le Bon”.

Kitleler barındırdığı bireylerden daha düşük bir bilinç ve zekaya sahip olmakla birlikte, bireysel olarak sergilenmeyecek davranış biçimleri kitlelerde vücut bulabilir.

Bilinçli örgütlenme Gezi parkının etrafını bir panayır yerine de çevirebilirken, bilinçsiz örgütlenme Beyoğlu’nda müzik dinletisine bıçaklarla saldırabilir.

İnsanların aynı hayalin peşinde örgütlenmesi çok mu zor?

Örgütlenme aynı hedef uğruna bir ülküde toplanabilmeyi, fedakarlık yapabilmeyi gerektiriyor. Zamanınızdan feragat edersiniz, maddiyatınızdan bazen de duygularınızdan.

Bize sürekli insanın bencil olduğu, asla kendi benliği dışında düşünmeyip davranmayacağı pompalanıyor. Bu bencillik bize elimizdekilerden vazgeçmemeyi öğütlüyor.

Hayır.

Bu en başından doğamıza aykırı. Hiçbirimiz birileri acı çekerken mutlu olmuyoruz. Ancak bu acıların kaynağının bizlerin bencilliği olduğunu görmek istemeyecek kadar gerçeklerden korkmuş durumdayız.

İnsan örgütsel ve sosyal bir varlıktır. Bu nedenle hepimizi aşan “insanlık” kelimesi vardır.

İş hayatında en iyisinin ortak fikirler, toplantılar olduğunu söyleyen sistem, bunu günlük hayatta kullanmamızı istemiyor, o kadar.

Bugün yapmadığımız her şey aslında bir sonraki sahnenin senaryosu oluyor.

Bilimsel aklın etrafında örgütlenmek, korkmadan, iyi duygularla.

Tek ve acil ihtiyacımız olan bu.

okan-kasim-foto

 

Yazı halkci.org için yazılmıştır…Yazıdaki görseller için Okan Kasım’ın kişisel arşivinden yararlanılmıştır.

Sorularınız ve görüşleriniz için okankasim@gmail.com adresine yazabilirsiniz…