Londra Belediye Başkanı’nı Seçiyor: Londra Seçimlerinin Kısa Geçmişi ve Seçim 2016

unite
facebooktwittergoogle_plusmail

M. Berkay Aydın – ( 5 Mayıs 2016)

 

İngiltere’nin başkenti Londra, belediye başkanını 5 Mayıs 2016’da seçecek. Bugün yapılacak seçimlerde Labour Party’nin adayı Sadiq Khan kamuoyu araştırmalarına göre seçimi kazanacak gibi görünüyor. Corbyn’nin Labour Party’nin başına geçtikten sonra Labour Party (İşçi Partisi) belki de ilk en büyük sınavını verecek. Öncelikle belirtmek gerekir ki, Londra seçimlerinde seçmenler ‘contingent vote’ denilen (koşullu – bağımlı- çoklu vs. olarak Türkçeleştirilebilir) bir sistemde oylarını kullanıyorlar. Buna göre seçmenler belediye başkanlığı için iki adaya oy veriyor. İlk tercih birinci sütuna, ikinci tercih diğer sütuna işaretleniyor (bkz. 5 Mayıs seçimleri pusulası) . İlk tercihler açısından bir aday  yarıdan fazla oy almamışsa, en fazla oyu alan ilk iki adayın ikinci tercih oyları da toplanıyor. Elbette ilk tercihte önde olan adayın ciddi avantajı olmakla birlikte sonuç ve yüzdeleri hayli etkileyen bir durum.

 

Londra Belediye Başkanlığı Seçimi Hakkında Genel Bilgiler: Geçmiş ve Güncel

 

Aslında Türkiye’deki ‘büyükşehir’ belediyelerine benzeyen statü Londra için çok eski bir geçmişe sahip değil. Hem parlamento üyelerinin seçimi hem de yerel yönetimler İngiltere genelinde daha çok ‘dar bölge’ diye tarif edilebilecek bir sistem üzerine kurulu. Fakat 1980’ler sonrası başlayan tartışmalar, 1997’de Tony Blair’lı İşçi Partisi’nin seçimleri kazanması sonrası seçim bildirgesinde de olan Londra’da yerel yönetimin geniş ve merkezi olarak planlamasına yönelik girişimler de başlamıştı. ‘Greater London Authority Referendum’ olarak bilinen referandumda Londra’lıların %70’inden fazlası bir çeşit büyükşehir belediyesi statüsü olan yeni düzenlemeyi onaylamışlardı. 2000 yılı Mayıs ayında ise Londra belediye başkanı ve oluşturulan Londra Meclisi seçimleri yapılacaktı. Fakat bu seçimler öncesi kimsenin beklemediği bir durum oluşmuş, İşçi Partisi’nde Blair’in hiç istemediği bir isim ‘bağımsız’ seçimlere girerek seçimleri kazanmıştı. İşçi Partisi iktidardayken ve Blair neredeyse gücünün zirvesindeyken Londra seçimlerinde partinin resmi adayı ancak üçüncü olabilmişti. Bu bağımsız aday 1960’lardan beri İşçi Partisi’nde olan Ken Livingstone’du. Kızıl Ken olarak bilinen Livingstone partinin ‘sol’ kanadından ilginç bir isim olarak öen çıkıyordu. 2000’deki ilk seçimler öncesi partide yaşanan tartışmalar, Blair’in bir açıdan açık taraf olması, partinin üyelerine değil daha üst tabakasına aday belirleme yetkisinin tariflenmesi üzerine Kızıl Ken bağımsız adaylığa karar vermişti. Bu süreçte Blair’in tüm güç elindeyken hem parti hem genel ülke kamuoyunu etkileme girişimleri, partide köklü taban ilişkileri bulunan ve 1998’den beri göreve talip olduğunu belirten Kızıl Ken’i durduramadı. Ken’in kampanyası geniş bir ‘sol kamuoyu’ tarafından yürütüldü. Özellikle etkili olan yaygın bağış ağı yanında sanat camiasının kimi ünlü isimlerinden de kampanyası için destek alan Livingstone bu ilk seçimi ‘bağımsız’ olarak kazanacaktı. İşçi Partisi’nin adayı %10’lar seviyesinde destek bulurken Livingstone ipi göğüsleyecekti.

Ken-Livingstone-with-his--008

Ken Livingstone

Londra seçimlerinde seçmenler ‘contingent vote’ denilen (koşullu – bağımlı- çoklu vs. olarak Türkçeleştirilebilir) bir sistemde oylarını kullanıyorlar. Buna göre seçmenler belediye başkanlığı için iki adaya oy veriyor. İlk tercih birinci sütuna, ikinci tercih diğer sütuna işaretleniyor (bkz. 5 Mayıs seçimleri pusulası) . İlk tercihler açısından bir aday  yarıdan fazla oy almamışsa, en fazla oyu alan ilk iki adayın ikinci tercih oyları da toplanıyor. Elbette ilk tercihte önde olan adayın ciddi avantajı olmakla birlikte sonuç ve yüzdeleri hayli etkileyen bir durum.

2004’de bu defa İşçi Partisi adına seçime giren Kızıl Ken, ilk tercihlerde % 37 civarında, ilk iki adaya gelen ikinci tercihlerde toplandığında % 55 civarında oyla seçimi bir daha kazandığında ilk iki seçim İşçi Parti’sinin hanesine yazılmıştı. 2008’deki üçüncü Londra belediye başkanı seçiminde ise İşçi Partisi’nin düşüşü ve krizinin de etkisiyle Muhafazakar Parti adayı o zamanlar Londra’nın Henley bölgesi milletvekili olan Boris Johnson seçimleri kazanır. 2007’de özellikle uluslararası politikadaki tutumları ve çeşitli iç krizlerden dolayı desteğini kaybeden Blair’in istifası elbette o dönem İşçi Partisi’ni olumsuz etkileyecekti. Seçimleri kazanan Johnson’un ilginç bir özelliği de büyükdedesinin Kurtuluş Savaşı ve Milli Mücadele karşıtı tutumuyla bilinen, Osmanlı’nın son döneminde Damat Ferit Paşa hükümetine yakın ve 1922’de İzmit’te linç edilerek öldürülen Ali Kemal olmasıydı. 2008 seçimlerinde adayı %3 civarında oy alan aşırı sağcı BNP’nin seçmenlerinin ikinci tercihlerinde blok olarak Johnson’a yüklenmelerinin de etkisinden bahsedilebileceği bu seçimde toplamda yaklaşık 140 bin oy farkla Muhafazakar Parti Londra’yı kazanmış olacaktır. 2012’de Johnson ve Livingstone bir kez daha karşı karşıya gelirler. İşçi Partisi’nin önseçim benzeri sisteminde açık ara farkla önseçimi kazanan Kızıl Ken bir kez daha aday olmuştur. Bu seçimde yine ilk iki sıra Muhafazakar Parti ve İşçi Partisi adaylarının olur. Fark geçen seçime göre düşüp 60 binlere gerilemekle birlikte kazanan yine Johnson olacaktır. İkinci tercihler açısından aslında İşçi Partisi adaylarının kimi avantajlarının olduğunu da vurgulamakta fayda var. Buna karşın bu durum sonuçları değiştirmeyecektir. Yani sağ ve sol açısından Karayalçın – Gökçek rekabetine benzer bir durum Londra’da da yaşanmıştır.

Boris-Johnson-010

Boris Johnson

 

ABD doğumlu olduğu için hem İngiliz hem ABD vatandaşı da olan Johnson’un kamuoyunda kullanılan ismi Boris veya Bojo’dur. 2015’de ABD vatandaşlığını bırakan Boris, 2014’de açıkladığı parlamentoya geri dönme isteğini 2015 Mayıs’ındaki seçimlerde gerçekleştirecektir. Tekrardan milletvekili olarak Muhafazakar Parti’den parlamentoya giren Boris Johnson haliyle belediye başkanlığı görevini bırakacaktır.

 

Seçim 2016: Labour vs. Muhafazakarlar – Sadiq Khan vs. Zac Goldsmith

sadiq

Sadiq Khan

 

İşçi Partisi’nin kalesi olarak tariflenebilecek Londra’nın Tooting bölgesinden 2005’den beri parlamentoya seçilen Pakistan kökenli Sadiq Khan seçimin favorisi olarak gösteriliyor. Tooting öyle bir bölge ki, oluşturulduğu 1974’den beri tüm seçimleri İşçi Partisi kazanmış. Asya göçmeni nüfusun oldukça yoğun olduğu bölgenin milletvekili Sadiq Khan, otobüs şoförü bir baba ve terzi bir annesi olan sekiz çocuklu bir ailenin altıncı çocuğu olarak dünyaya gelmiş. 1970 doğumlu Khan 1994’den beri partide çeşitli görevler almış bir isim. İşçi Partisi’nin gölge kabinelerinde adını daha fazla duyuran Pakistan kökenli aday, merkez- sosyal demokrat ılımlı bir isim olarak biliniyor; bunun yanında ‘sosyal demokrat kanadın’ en önemli isimlerinden birisi. Avukat olan 46 yaşındaki Khan, insan hakları alanındaki hukuk mücadeleleriyle biliniyor. Kampanyasının temel temaları ev alımlarında kolaylık, kiraların bölgelerin gelir düzeyine göre belirlenmesi ve dört yıl boyunca bütün ulaşım ücretlerinin ‘dondurulması’ olarak dikat çekiyor. Son genel seçimlerde emekçi sınıflar açısından oldukça dikkat çekici bir vaad olan hizmet fiyatlarının dondurulması vurgusu belki de en güçlü vaadlerinden birisi. Londra’lıların en rahatsız olduğu şeylerin başında gelen ulaşım ücretleri Khan’ın en fazla yüklendiği konuların başında geliyor. Ana sloganı ‘mayor for all Londoners’ (Tüm Londralılar için başkan) olan Khan, yıllık 80.000 yeni konut yapımını hedeflediğini vurguluyor. Konut ve ulaşım masrafları merkezli kampanyası sonucunda seçilirse Londra’nın ilk Müslüman belediye başkanı olacak olan Sadiq Khan’ın radikal İslamcı çevrelerden eşcinsel evliliğe onay verdiği gerekçesiyle tepki aldığı belirtiliyor.

zac

Zac Goldsmith

Londra’nın Richmond Park bölgesinden 2010 yılından beri Muhafazakar Parti milletvekili olan Goldsmith, oldukça zengin ve köklü Goldsmith ailesine mensup. Alman-Yahudi kökenli aile oldukça varlıklı ve etkili bir aile olarak biliniyor. Şu an parlamentonun en zengin milletvekillerinden birisi olarak gösterilen Goldsmith gazetecilik ve gazete editörlüğü gibi işlerle de uğraşmış. Kurucusu amcası olan The Ecologist adlı çevreci gazetede editörlük yapan Goldsmith Muhafazakarların ‘çevreci’ – ‘yeşil’ yüzü olarak biliniyor. Seçildiği bölge Londra’nın en varlıklı kesimlerinin yaşadığı bir orta üst sınıf bölge. Kampanyasında yıllık 50.000 yeni konut, yerel yönetim vergilerinin ‘dondurulması’, güvenlik açısından daha fazla polis istihdamını öne çıkaran zengin aday Boris Johnson’un devamcısı olduğunu özenle vurguluyor. Londra için ‘plan’ sloganıyla öne çıkan ve kampanyasında ‘metroda yolculuk’ pozlarıyla aşırı zengin imajını değiştirmek isteyen aday daha temiz hava, daha fazla konut, daha iyi ulaşım ve güvenli sokaklar gibi temel plan başlıkları üzerinde duruyor.

Konut sorunu çok açık şekilde öne çıkan Londra’da Muhafazakar adayın bile bu konuya ilişkin vurgularını öne çıkarması dikkat çekiyor. Bunun yanında ‘dondurulmuş’ masraflara Muhazakarların da söylem olarak mecbur kalmış olduklarını görmek aslında ‘yeni halkçı’ bir politik talepler demetinin bir şekilde tüm siyasal alanı etkileyebileceği gerçeği. CHP’nin asgari ücret tartışmasının muhalefetteyken asgari ücreti arttırması gibi, İşçi Partisi Ed Miliband’ın başkanlığı döneminde başlatılan ‘faturaları dondurmak’ vaadiyle İngiltere’de geniş halk kitleleri açısından ciddi bir talep alanı oluşturmuş oldu. Bu arada güncel kamuoyu ‘anti-semitizm’ (Yahudi düşmanlığı) tartışmasıyla meşgul. İşçi Partili eski belediye başkanı Livingstone bir açıklamasında anti-semitist çağrışımlar yaptığı gerekçesiyle partisinden ceza aldı. Çeşitli alanlardan ise İşçi Partisi’nde anti-semitist yaklaşımların geliştiği üzerinden bir baskı yapılıyor. Aslında Corbyn’nin seçim sürecinde de benzer baskılar kendisi üzerinden bazen açık bazen örtülü hissettiriliyordu. Blairci çevre ve güçlü Yahudi lobisinin arasının görece iyi olduğunu söylemek yanıltıcı olmaz. Suçlanan isimler genellikle Müslüman seçmenle arası oldukça sıcak olan isimler. Batı’da özellikle Filistin-İsrail ilişkileri tartışmalarında tutulan pozisyona göre benzer bir iddia hemen gündelik hayatta ve tartışmalarda yerini buluyor. Yurtdışında akademik bir sunuşta görsel olarak Filistinli bir çocuğun tanka taş attığı fotoğraf kullanmamız sebebiyle bir arkadaşımla beraber kendimizi ilginç bir tartışmanın içerisinde bulmuştuk. Seçim gününe girilirken bu konu gündemi hayli meşgul ederken, İşçi Partisi açısından da uzun süre tartışılacak bir konu olarak dikkat çekiyor.

lee

Lee Harris

 

Yarışın aralarında geçeceği iki aday dışında 10 aday daha bulunuyor. Yeşiller, BNP, UKIP, Liberal Demokratlar gibi bilinen yapıların adayları dışında bağımsız olarak aristokrat kökenlerine vurguyla ‘prens’ sıfatını da kullanan Rus ve Polonya kökenli zengin bir bağımsız aday, 45.000 üyeli Kadınların Eşitliği Partisi başkanı feminist aday Sophie Walker gibi adaylar da var. Belki de en ilginç aday ise Cannabis is Safer Than Alcohol adlı (Esrar Alkolden Daha Güvenlidir) 2015’de kurulan partinin adayı Lee Harris. Tahmin edilebileceği gibi kampanya esrar-marihuananın serbest bırakılması üzerine kurulmuş.

sophia

Sophia Walker

Londra seçimleri İşçi Partisi ve sol adına sembolik olmanın ötesinde bir önem taşıyor. Bunun yanında Pakistan kökenli bir göçmenin belediye başkanı olmasının, Londra’da ilk Müslüman belediye başkanının olacak olmasının da oldukça ilginç olacağı söylenebilir. Geniş kitleler yararına ‘halkçı’ politikaların veya vaadlerin tartışıldığı, gündem belirlediği bir alan olarak yerel seçimler hele de bir dünya kentinde oldukça önemli…Kendi adıma Sadiq Khan’ın tahminler doğrultusunda seçimi kazanmasını umuyorum…Bugün sürpriz günü değil…

 

Yazı halkci.org için yazılmıştır. Görseller için theguardian.com ve cityam.com web sitelerinden yararlanılmıştır.