Kategori Arşivi: Tartışma

Cumhuriyet Halk Partisi Ankara İl Başkanlığı Seçimleri ve Genel Seçimlerin Şekillenişi Üzerine…

chp-bayrak foto
facebooktwittergoogle_plusmail

Dinçer Mendillioğlu  (23 Aralık 2017)

 

Birkaç gündür rahatsız edici bir magazinellik boyutuna varan, hem de yanlış siyasi kavramaların bir ürünü olarak CHP Ankara İl Başkanlık seçimi sürecini takip ediyoruz. Sadece takip etmek değil, sürece katkı sunmaya da çalışıyoruz. Öncelikle tekrarı asla olmayacak bir seçim sürecine ülkecek girdiğimizi kavramak gerekir. Bu kavrayışın kendi iç mantığından çıkan sonuç ise, kazananın ve kaybedenin çok belirgin olacağı bir nihailikle sonuçlanacak. Ortası olmayan bir seçim, ortası olmayan sonuçlar çıkacak. Ortalama bir seçmen ve Ankaralı biri olarak, kazanmaya dair analizler ve sorular var. Burada akıllara gelen ilk sorular şunlar olmalıdır;

***

1. Biz CHP Ankara İl olarak, buna seçmenimiz, üyemiz ve bütün paydaşlar dahil 2019 seçimlerine vekillik, büyükşehir belediye, ilçe belediyeler olmak üzere kazanıp ve genelde de iktidarı alacak veyahut iktidarı almasının önünü açacak hangi program, düzey ve donanımda hazırlanıyoruz? Umudu ve toplumun duygusunu örgütleyebilecek miyiz?

2. Yerel örgütlerimiz ve Belediyelerimiz Ankara İl örgütü etrafında uzlaşmış mı veya seçilecek yönetim etrafında birleşecek mi?

3. Kurulacak yönetimler ve örgüt listeleri, hangi kriterler baz alınarak yapılıyor? Açacak olursak; 2019 Ankara seçimlerini kazanacak yönetim listemizin siyasi kadroları şehir plancısı, mimar, mühendis, akademisyen, hukukçu, doktor, sendikacı, stk temsilcisi, sosyal bilimci, siyasi analist, esnaf, sokağı/emek hareketlerini bilen özel insanlar, kadın hareketleri, gençlik hareketleri, emeklilerimiz, taraftar grupları, insan hakları savunucuları gibi bir değerlendirme ile mi hazırlanacak veya sadece herkesin bildiği klasik en tehlikeli olan ikili ilişkiler üzerinden mi şekillenecek?

4. Donanım ve genel siyasete hâkimiyet, bulunduğu alanda yetenekli ve haiz olmak mı, yoksa yönetimleri kişileri onurlandırma makamı olarak mı düşünüp yönetim belirlenecek?

5. Kişi odaklı mı, örgüt ve toplumsal odaklı mı bir il yapısı olacak?

6. Siyasal gençleşme diyoruz. Nasıl bir gençleşme tarif etmemiz gerekir? Kadınların siyasal yaşantıda ve toplumsal alanda etkisi ne olacaktır?

***

Yukarıda belirttiğimiz temel zihinsel sorular ışığında devam edecek olursak. 2019 seçimleri yüz yıla merdiven dayamış genç Cumhuriyetin, en önemli seçimleri olacağı tartışma götürmeyecek kadar gerçektir. Israrla pek çok yazımda 2019’a atıf yapıyorum. Çünkü kendi adıma biliyorum ki, “Başka bir ülkem ve geleceğim yok”. Ülkemin kadim kültürü, toplumu, doğası ve üretim ilişkileri içerisinde, tam da bu zeminde kalıp var olacağımızın farkındayım. Bu farkındalık bizlere net bir siyasal program, hat ve ülke tahlilini yaptırmalıdır. Dolayısıyla her fırsatta ve düzeyde 2019 seçimlerini hatırlatmanın da gerekliliğini sürekli ifade etmek lazım.

***

Somut durumun, somut tahliline hiç bu kadar ihtiyaç olunmamıştı. Normal bir atmosfer ve normal bir ülkede seçimlere girmediğimizi bilmek gerekir. Esprili bir atıf ile “Zihinsel delilik ve aşağıdan yukarıya tarif edilmiş bir program” gerektirir. Çok değil beş sene öncesine kadar İngiltere’de “Deli” olarak tariflenen ve hiç şans verilmeyen İngiliz İşçi Partisi ve lideri Jeremy Corbyn, elde ettiği tartışmasız başarı ile bugün yeni bir “halkçı siyaset” tanımlıyor. Corbyn ne yaptı? Sadece bir program ile değil, toplumun umudu ve duygusunu da örgütledi. Aynı benzer şey Yunanistan seçimlerinde Syriza’da da vardı. İşte esprili olarak bahsettiğimiz delilik, aslında toplumun duygusunu örgütlemekten geçmektedir. Bu yüzden biraz değil net bir şekilde dünyada neler oluyor bakmak/bilmek gerekir. Neler olduğuna dair bir fikrimiz olmaz ise, hayatı toptan ıskalar ve kendimiz de ıskartaya çıkarız yaşadığımız ülke içerisinde. Bu yüzden aşağıdan yukarıya dediğimiz kavramı açarsak, şöyle bir tarif yanlış olmaz; Yaşadığı mahallesini bilmeyen ilçesini bilemez, ilçesini bilemeyen ilini bilemez, ilini bilemeyen ülkesini bilemez, ülkesini bilmeyen dünyayı bilemez..

***

Yukarıda yerelden genele çizmiş olduğumuz mantık, romantik bir denklem değil, aksine zamanın ve çağın tarihsel dayatımının ifadesidir. Siyasette de bu böyledir. Yerelini bilmeyen asla geneli bilemeyecektir, geneli bilemeyen siyasiler ise dünyadan bihaber yaşayacaktır. Tıpkı iktidar partisi Akp’nin dünyaya dair bir fikri olmayışı gibi. Bu yüzdendir ki bütün siyasal yaşam ve programlar yerelden başlayarak şekillenir. Aşağıdan yukarı siyasetin tarifi de bir miktar bu çerçevede şekillenir. Fakat klasik ara yanlış formüller, bazen amacın önüne geçebiliyor. Bu da hem politik, hem de fiziksel yarılmalara, ayrışmalara yol açabiliyor. Demokrasinin kendi içerisinden çıkmış anti-demokratik yol ve yöntemler, örgütsel bir zemin yerine kişi odaklı zemini yaratabiliyor. Bir yerde kafamızın bir köşesinde sürekli “başkanlık” sistemine entegre bir yapı şekilleniyor. Oysa yönetimler, yönetim+başkan şeklinde olmalıdır. Sağlam ve nitelikli bir örgütsel yapı, onun üzerinde de başkanın olduğu. Tamamen bir duygu, umut ve program çerçevesinde, o programa da sadık parti kitlelerini ve ülke dinamiklerini harekete geçirecek tonda. İşleyen bir yapı ve çevresini de harekete geçiren. İletişim merkezlerinin dediği gibi, 7/24 ulaşılır ve harekete hazır olan.

***

Siyaset kadro ile yapılır diye evrensel bir doğrulama vardır. Bu kadro kelimesinden sadece akademik, eğitimli insan profili algılanmamalı. Alanında yetenekleri pekişmiş insanların örgütsel bir bütünlükte bir araya gelmesidir kadro. Bu yüzden kadro deyince zihnimizi biraz daha açmak gerekir. Sanatı da, sokağı da, siyaseti de, hayatı da örgütleyebilen çeşitlilik ve zenginlik tarif ettiğimiz şey. Peki, bizler gerçek bir kadro hareketi miyiz? Yoksa bir birlerini onurlandıran dar ekipler miyiz? Kadrolaşmayı ve parti programlarını salt seçim arefelerinde hatırlamamak gerekir. Ya da daha açık ifadeyle, insanlarımızın delegelik vasıfları ve oy potansiyelleri üzerinden tahayyül edilmemelidir. Mantık eğer buradan kurulursa, nitelikli kadro seçmen olarak kalır ve bu yanlışlık devam eder. Bu anlamda İl örgütümüzün, seçmenimizin de harekete geçeceği bir duyguyu yakalaması zaruridir. Çok temel bir şey söyleyelim. Seçmen inandırıcı bulmazsa gelmez. Burada yavan bir sokağa inelim önermesi çıkmasın. CHP zaten sokakta. Bahsettiğimiz şey psikolojik umudun yakalandığı duyguyu topluma geçirebilmek. Bu olmuyorsa zaten lafı-güzaf olur her şey.

***

Elbette parti içi seçimlerinde, seçimler kanunun getirdiği sayısal bir matematik var. Fakat birde iddiamız ve davamız olan “ülke” gerçeği var. Genel Başkanımız Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun her açıklamasında söylediği bir şey var; “Dava insanı olmak” ve kişisel hedeflerden arınmış olanlar ile yol yürümek diye. Sihirli sözcük budur. Kişi bazlı ekiplerin temelini şu oluşturur; Ben varsam varım, ben yoksam, benden sonrası toz tufan. İşte nitel kadro yapısına neden ihtiyaç duyduğumuzun özetidir. Örneklersek; Şehir planında oluşan bir hataya anında refleks gösteren, hayır bu böyledir diyebilen şehir plancısı teknik kadrodan. Siyasal kabul edilemez bir yanlışa anında politik cevap olup kitleleri dinamize edecek siyasal kadrolara uzanan şekilde olmalıdır. Bir kriterimiz ve elimizde ölçeğimiz olmalı yönetim listelerine dair. Hem nitel, hem teknik anlamda becerileri gelişmiş, yereli de geneli de kavrayacak kişilerin sentezinden doğmalıdır kadro. Farklı bileşenleri ve özellikleri bir araya getirebilmektir aslında yönetme becerisi. Bütün yapıyı ve işleyişi BEN tasarlarım değil BİZ yaparız diyebilmeli.

***

Sayın Genel Başkanımızın ısrarla bahsettiği bir “Gençleşme” vurgusu var. Bu vurguyu parti büyükleri salt gençler mi var, onlar mı mücadele ediyor olarak değerlendirmemeli. Genel Başkanımızın tarif ettiği gençleşme, sadece fiziksel değil aynı zamanda zihinsel bir gençleşme. Tıpkı Genç Cumhuriyetimiz gibi. Yüzyılı bulmamış bir ülke onun kurucusu Mustafa Kemal, yol arkadaşları ve Cumhuriyetimizden söz ediyoruz. Çok yakın tarihte Ankara Çankaya CHP Gençlik Kolları seçimi oldu. O seçimde üç genç kardeşimin konuşmalarını mümkünse herkes dinlesin veya isteyip okusun. Gençliklerinin getirmiş olduğu heyecan ile böylesi yürekli konuşmalar yapmadılar. Yaşadıkları toplumu, ülkeyi analiz ve kavramalarının doğal bir sonucundan böyle güçlü konuşmalar çıktı. Bu bile gençliğin hayata dair açlığının ve vereceklerinin sunumudur. Ama ana kademeler, makamları ve koltukları bir takım formülasyonların yanlış sonucu olarak sadece delege bazlı teslim ederlerse, partimizin zihinsel ve politik gençleşmesi mümkün olmayacaktır. Ve yeni kadroların, aynı zamanda sürece dahil edemediğimiz nitelikli seçmenlerin ve gençliğin partiyle aralarına mesafe koymasına yol açacaktır. Ama görünen odur ki, süreç artık böyle devam etmiyor. “Dipten gelen dalga” bizler de varız şiarını her zeminde hatırlatıyor kendisini.

***

Bu bağlamda gerek İl Başkanlığı profili, gerekse oluşturulacak olan yönetimler tamamıyla ilimizi kavramalıdır. İlimiz üzerinden de bütün ülkemizi kavramalı. Tarife hasıl olunan başkan ve yönetim profili toplam enerjisini parti içine harcayan değil, %30 parti içine %70 yaşadığı ülke ve topluma harcayan olmalıdır. Dünyada ki en basit durumdur sorunsuz zamanlarda sorunsuz gezmeler. Sorunsuz süreçleri de yönetmek için zaten aman aman özellikler aranmaz. Sıfır sorun önermesi bizim gibi toplumlarda karşılıksızdır. Her an yeni bir sorun ve değişen gündemimiz var, dolayısıyla tatlı sularda değil, derin sularda siyaseti diriltebiliriz. Önemli olan sorun çözebilmek, anında örgütünü buna hazırlamaktır. İşte o zaman Belediyelerimiz ile de tam bir uyum ve hedefimiz olan Ankara Büyükşehir Belediyesi’ni kazanmanın gerçek yolu açılacaktır. Ve oradan vekilliğe, genel seçimlere dair başarı skalası gelecektir.

***

Geldiğimiz süreçler olmadığı kadar hareketli geçecektir. Bundan dolayı, yapacağımız yerel hazırlıklar genel başarıya ulaşacak zemini de oluşturmalıdır. Elbette bu tek başına yerel ile değil, genelin de taban ile kuracağı maksimum ilişki ile olmasıdır doğalı. Yerel duygu ve umut işte buradan şekillenecektir. Başkan ve yönetim karar alma yetisinde olmalıdır. Gidişata göre şekillenen değil, gidişata yön veren. Olmazsa olmaz kadın hareketleri ve STK’lardır bir diğer gereksinim. Kadınların özne olmadığı bir örgütsel yapı, asla varlığını sürdüremez. Dolayısıyla burada kadınların yönetim ve seçilmelerine dair hadi yazalım değil, kadının kendi doğasının getirdiği nesnel karakteristik öznelliktir ortaya koyacakları tavır. O zaman gerek değerleri üzerinden şekillenmesine ön ayak olur kadın hareketleri ve kadınlar. STK’lar konusu ise olmazsa olmazıdır. Yaşam paydaşlarımız, cinsiyet, kimlik, mezhep, meslek, eğitim, politik tercih, ekonomik, sınıfsal özelliklerine bakılmaksızın bir heybede bütünselliği sağlanacak şekliyle kabul edilmelidir. Bu biriken heybenin kültürel zenginliği üzerinde yeni dönemin kurgusu yapılmalıdır. Yazdıklarımızın her biri aslında birer yaşam alanıdır. Ve hayatımıza dair yakıcı durumu da göstermektedir. Hiçbir biçimiyle unutmayı kaldırmayacaktır süreç..

***

2019 gibi “şarampolün ucunda” gireceğimiz seçimlerde, yerellerde bizlere “mış, miş” yapılıp seçimler kaybettirilirse, sadece burada kaybeden CHP ve yerelleri değil, bütün ülkemiz ve halkları olur. Bu kaybın bedelini de ülkemizin kendisi öder. Bu vebal ve toplumsal sorumluluk duygusu ile hareket etmeliyiz. İşte bu önemde kavramak gerekir 2019 seçimlerini. Bunu kavrayamayan her birey kendisini ısrarla merkeze koymak yerine, destek olan insan pozisyonunda görmelidir. Ülkeye dair gelecek için fırsat verilirse ben yaparım, ya da ben olmazsam olmaz, ya da ben belirlerim şeklinde tariflerin hiçbiri asla olamaz. Kabul edilemez. Ülkemiz ve partimiz hatalı tercihlerin ve ısrarların sonucunu kaldıramaz. Maksimum mutabakat ve özveri ile sadece parti içine değil, bütün toplama dair iddiamız olmalı. Dolayısıyla hep söylediğimiz “Siyasette zamanın ruhunu yakalamak zorundayız”. Yaşadığımız topluma ve hayata karşı asgari sorumlulukları olan biri olarak, en azından ben böyle okuyorum süreci.

Saygılarımla…

 

Not1: Bu yazı hiçbir şekilde polemik için yazılmamış, akademik ve sınıfsal bir değerlendirme göz önünde bulundurularak gelecek kaygısı ile yazılmıştır..

Not2: Yazı yazarın bir sosyal medya hesabı için oluşturulmuş sonrasında halkci.org için değerlendirilmiştir…

Tarih Geriye Akmaz

a6479c5704e3b59da9cce4e26c6482d6_k
facebooktwittergoogle_plusmail

Sercan Polat (28 Temmuz 2017)

 

Dünyanın belirli kuralları vardır, ne kadar değiştirmeye çabalasa da insanoğlu bir türlü değiştiremez. Aynı nehirde iki kere yıkanılmaz mesela, filler tepişir ama her zaman çimenler ezilir ve tarih geriye akmaz…

Tarih geriye akmaz diyorum çünkü tarih kendisini geriye akıtmaya çalışanları her zaman alaşağı etmiştir. Ancak Tarih geriye akmaz sözü tarih tekerrür eder sözüyle karıştırılmasın, yazımın içerisinde bundan bahsedeceğim. Devamını oku

Sözüm O’na !

chp hayır küçük kız
facebooktwittergoogle_plusmail

Sercan Polat (06 Nisan 2017)

Türkiye 16 Nisan günü bir kez daha sandık başına gidecek ve halk 18 maddenin değişikliğine dair oylamaya katılacak. Bu 18 maddenin değişikliği ile mevcut sistemin değişeceği ve daha güçlü bir Türkiye’nin ilk adımları olacağı mevcut hükümet tarafından sıkça dile getiriliyor. Yine aynı halk oylaması için, muhalefet bir rejim değişikliğinin söz konusu olduğunu ve Türkiye’yi tek adam rejimine götüreceğini savunuyor. Devamını oku

Başkanlığın Gölgesinde İhtiyaç ve İlkeler

Cv32HN7W8AESTt7
facebooktwittergoogle_plusmail

Onur Alp Arıkan*  (12 Şubat 2017)

 

Ülkemiz için yine zor bir dönemecin eşiğinde olduğumuz ya da bir tarihsel bir kavganın bizim için uğrak noktalarından birinde olduğumuz sert mizaçlı bir dönemdeyiz. En apolitik bireyin bile kaotik tahminler yaptığı , bizim bile alışık olmadığımız bir tablodan bahsediyoruz. Açmak gerekirse referandum öncesi belki de sığ bir tartışma konusu yani “Referandum sonrası ne olur ?” sorusu. “Evet” çıkarsa bitiyor mu gerçekten her şey ya da “Hayır” çıkarsa bunu bizim yanımıza kimi klikler kar bırakmaz ve malum iç savaş gerçekten çıkar mı ? Yoksa sonunun hiçbir şey değiştirmeyeceği bir algı savaşı mı bu ? Devamını oku

Türkiye Soluna Dair

bozukk-duzen
facebooktwittergoogle_plusmail

Sercan Polat (8 Ocak 2017)

 

Yeni yıla girerken bizlerin tek bir temennisi vardı o da “Analar ağlamasın” idi. Türkiye’de hepimiz istisnasız biliyor ve görüyoruz ki, işler hiç de iyiye gitmiyor. “Ananı da al git” diyenler Orta Doğu bataklığına ülkeyi iyice gömdüler ve analar ağlamaya devam ediyor. Patlayan bombalar, masum insanların ölümleri hiç bitmeyecek gibi devam ediyor ve alışıyoruz, alıştırıyorlar. Asgari ücret zamları, döviz kuru artışı ile Türk lirasının değer kaybetmesi, kadın cinayetleri, çocuk istismarları tabi ki havuz medyasında gündeme dahi getirilmiyor. İzmir’in dağlarında artık bombalar açıyor ve bu Cumhuriyetin bağrına bastığı öksüz çocuklar gerici yobazlar tarafından istismara uğruyor. Ülkeyi yönetemeyenler, başkanlık telaşına düşmüşken, iç savaş çığırtkanlığı yaparken bu ülkenin aydınları, solcuları, Atatürkçüleri laiklik diye, şeriat geliyor diye hatta ve hatta satranç diye tutturmuş gidiyorlar. Don Kişot gibi yel değirmenleriyle savaşıyoruz adeta. Bizler açısından hayati öneme sahip olan laiklik tartışmasını bir kenara bırakırsak, hükmedemeyen hükümetin, medyasının ve şarlatanlarının belirlediği suni gündemi tartışmak yıllardır ne sola ne ülkeye ne de halka hiçbir kazanç sağlamamıştır.

Devamını oku

Siyaset Kutusunu Değiştirmek – 3

okan-kasim-foto-2
facebooktwittergoogle_plusmail

Okan Kasım (03 Ocak 2017)

 

Kaldığımız yerden devam…

Lider Bazlı Düşünce ve Yönetim” Yerine “Kollektif Akıl ve Ülkü”

Kişilerin var olamayacakları bir karakterin hayalini kurmaları ve bunu “kurtarıcı” addetmeleri aslında çok alışık olduğumuz, bize çok küçük yaşlarda aşılanmış bir kandırmaca. Seyrettiğimiz çoğu çizgi film ve Amerikan filminde bizlere yıllarca öğretildi. En ihtiyaç olunan zamanda bir “süper kahraman” ortaya çıkar ve filmin sonu, “film noir” değilse güzel ve beyaz biter.

Fakat bu düşünce tarzının birbirini tamamlar iki yıkıcı zararı var. Devamını oku

CHP’nin Çıkmazları

chp-foto
facebooktwittergoogle_plusmail

Ahmet Nazif Yücel (26 Aralık 2016)

 

Dünya’nın çıldırdığı ve her yerde radikal çıkışların gerçekleştiği bir tarih sürecinden geçiyoruz. Emperyalizmin daha da vahşileştiği ve neo-liberal ekonomik politikaların dünyayı bir çıkmaza sürüklediği bu süreçte bizimde olağan dışı düşünmemiz ve çıkış yolları aramamız gerekiyor. Dünya’nın geçirdiği bu olağanüstü dönemde CHP olağan fikir ve pratiklerle hedefine ulaşabilir mi , bu yazıda onu tartışacağız. Devamını oku

Siyaset Kutusunu Değiştirmek-2

wime39kv
facebooktwittergoogle_plusmail

Okan Kasım (22 Kasım 2016)

 

Yaklaşık 3 hafta önce deşmeye başladığımız “siyaset kutusu” ile yola devam ediyoruz.

Öncelikle niye bu kutuya bu kadar takmış olduğumuzu kısa bir şekilde açıklayalım.

Tüm korku filmlerinde ve hikâyelerde canavarların türediği bir nokta ya da ana makinanın bir kumanda odasına atıfta bulunulur ya, siyaset, yönetim tarzımız da bizim için bu kritiklikte. Karar mekanizmaları tarih boyunca her zaman hatırda kalan kısım olmuştur. Eğer bu mekanizma doğru işliyorsa tünelin sonunda sizi bir gül bahçesi, çarpık gidiyorsa bir dikenli arazi bekleyecektir.

Bu mekanizma, kutu çarpıksa nasıl değişir?

En başta daha önce nefer (girdi) olarak bahsettiğimiz çıktı adaylarının “daha önce bozulmamış” olması gerekli. Halihazırda kutunun şeklini almış ve artık nefer olamayacak kişiler kutudan aynen geri çıkacak, bu süreçte kutuyu da daha fazla kirletecektir.

Bu nedenle girdilerimiz doğru belirlenmiş, siyaset ve politikanın pisliğine bulaşmamış kişilerden oluşması gerekir. Bu bağlamda bireylerin yalnızca “ülkü” sahibi olmaları girdi olabilmeleri için yeterlidir.

Bu bireylerin sürecin sonunda doğru bir sonucu oluşturabilmesi için mevcut kutumuza;

–        “bireysel faydacılık” yerine “toplumsal faydacılık ve örgütlülük”,
–        “lider bazlı düşünce ve  yönetim” yerine “kollektif akıl ve ülkü”,
–        “pasif ve evinde/sosyal medyada/arkadaş arasında hariçten gazel okuma/kalemşörlük” yerine            “aktif ve sokakta eylemlilik”,
–        “ataerkillik” yerine “eşit katılımcılık” maddelerinin konulup, özgür düşünce ve örgün bir eğitim süreci ile desteklenmesi gerekir.

Aslında bu maddelerin hangisine baksanız bir diğerini görürsünüz, hangisine dokunsanız arkasından diğeri gelir çünkü aslında hepsi tek amaca hizmet eder.

Bireysel Yerine Toplumsal Faydacılık ve Örgütlülük

Mevcut durumda yer alan “bireysel faydacılık” sürecin sonunda kendi çıkarı uğruna sahip olduğu davayı zedeleyen siyasi şahıslara gebedir. 10 yıl önce en ateşli söylemlerin, gösterilerin, boykotların ve mitinglerin peşinde olan kişiler şimdi karşı olduğu kurumlarda bir mevki kapmaktan rahatsız olmaz, tek başına dünyayı da kurtaramayacağına göre( dünyanın en kötü genellemesidir) elini eteğini çeker.

Faydalarının, yeri geldiğinde vaktinin hesabını yapar ve buna göre katılım miktarını belirler. Kendisini doğrudan ya da dolaylı olarak etkilenmediği konulara hiç girmez, biri tecavüze uğramışsa çıkıp onun hakkını aramaz, o gazeteyi okumuyorsa yazarlarının tutuklanması önem arz etmez.Bunlar ancak onun için arkadaşlar ile içki sofrasında ya da kafede çay içerken göstermelik tepki gösterdiği konulardır onun için.Genelde de böyledir, ülküdaşlık olmadığı için sofrada oturanlar bir zaman sonra dava arkadaşlarından ziyade rakı masası ya da kafeterya sakinleri olmuşturlar birbirlerine.

Oysa ki toplumsal fayda, toplum yararına olan her konuda uygun oldukça katılımı şart koşar.Çünkü toplum, ufak lego parçalarından oluşan bir devdir. Mümkün müdür vücudunuzda en ufak bir yeri ağrıdığında geri kalanının etkilenmemesi? Bu yüzden ya heptir ya hiçtir.Bugün sizin için geçerli olmayan bir konu toplumun herhangi bir kesimi için önem arz ediyorsa, kendinizi toplum olarak yekvücut gördüğünüz için canınızı yakar, ya da sevindirir. Bakış açısının bu olduğu toplumlarda yalnız kalmazsınız, en ufak sorunlar ya da sevinçler büyük yankı bulur.

k_xn-2ht

Kutunun diğer maddelerine önümüzdeki yazıda devam edeceğiz.Sıkıcı bir dizi olmaması için 3-4 parçaya bölmeyi düşündüm. Bu süreçte görüşleriniz olursa okankasim@gmail.com adresine gönderebilirsiniz.

Herkese güzel günler…

 

Yazı halkci.org için yazılmıştır.

Siyaset Kutusunu Değiştirmek-1

v-vv
facebooktwittergoogle_plusmail

Okan Kasım (03 Kasım 2016)

 

Farkında olmasak da muazzam bir coğrafyada yaşıyoruz. Asya ve Avrupa arasında sıkışmanın tüm artıları ve eksileri üstümüzde mevcut. Bir avuç alanda onlarca kültürün yaşanabilmesi bundan kaynaklı. Bir kaç yüz kilometre içinde Karadeniz’in tulumunu, Güneydoğunun uzun havasını & halayını, İç Anadolu’nun bozkırını, bağlamasını, Ege’nin zeybeğini yaşamak, duymak dünya üzerinde çoğu coğrafyaya nasip olmayacak bir çeşitlilik. Devamını oku

« Older Entries