Kategori Arşivi: Emek ve Toplumsal Muhalefet

Referandumda Kararsız Olan İşçiler ve İşsizler İçin Zonguldak’tan Bir Örnek Olay

maden_iscisi
facebooktwittergoogle_plusmail

M. Berkay Aydın (9 Nisan 2017)

 

4 Nisan’da Zonguldak’ta ‘toplu açılış töreninde’, Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşması esnasında işçilerin attığı ‘işçi alınsın, üretim artsın’ sloganına sert tepki göstermişti. Hızlı ülke gündeminde çok fazla kendisine yer bulamayan bu durum, aslında önemli bir örnek olaydır. Açılışa gelip destek sunan, ama slogan atan işçilerin slogan atmamasını isteyen Erdoğan, videoda yer alan şu ifadeleri kullanmıştı :

Devamını oku

Sol Popülizm:  Bir Girizgâh

Power to the people
facebooktwittergoogle_plusmail

Paolo Gerbaudo (11 Ocak 2017 ) (İlk Yayın 30 Kasım 2016 – Medium.com)

 

Birleşik Devletler’de Donald Trump’ın zaferinin akabinde, sol-eğilimli popülizm ( ya da kısaca sol popülizm) aralarında ilerici ve aktivistlerin de olduğu [bir  kesimde] hararetli  bir tartışmanın konusu olmuştu. Bunu Marksist ortodoksizmin bir ihaneti, yada daha da kötüsü sağ-eğilimli bir siyasete taviz biçiminde algılayan bazı insanlar, popülizm konusunda tüm bu söylenenleri küçümsemeye devam etti. Ancak birçoğu, Trump çağında başarılı ilerici bir strateji tasarlamanın ilerici amaçlar doğrultusunda bir popülist kavrayış ve gidişatı gerektirdiğini düşünüyorlardı.

Birçoğunun müesses nizama [kurulu düzen] karşı koyan popülist hareketlerin yükselişini destekleyen ve siyasal düzenin keyfini kaçıran bir an olarak tanımladıkları popülist günlerden geçiyoruz.  2008’deki finansal kırılma, 1980’lerden bu yana uygulana gelen ve tüm anakım siyasal görüşlerce de kabul gören neoliberal serbert-piyasa ideolojisinin güvenirliğini ciddi bir şekilde sarstı. Bu meşruiyet krizi, hem Sağ’da hem de sol’da şu sıralar neoliberal hegemonyaya meydan okuyan yeni popülist hareketlerin de önünü açtı.

Devamını oku

Halkçı Düşünce Derneği Açılışını Yaptı

halkçı 1
facebooktwittergoogle_plusmail

halkci.org (01 Haziran 2016)

 

Bir süredir internet sitemiz halkci.org’un da dahil olduğu çalışmalar ve ilişkiler genişleyerek Halkçı Düşünce Derneği tartışmalarını gündeme getirmişti. 29 Mayıs 2016 günü yapılan açılışla Halkçı Düşünce Derneği’nin merkezi hizmete açılmış oldu. 21. yüzyılda eşitlik, adalet ve özgürlük arayışlarına düşünsel ve pratik olarak katkı yapma amaçlı kurulan derneğin merkezi Kızılay’da İnkılap Sokak 15 /18 adresinde bulunuyor. Dernek mekanı ortak kullanımla aynı zamanda Halkçı Gençlik’in Ankara’daki çalışmalarına da ev sahipliği yapacak. Devamını oku

CHP’den Geri Dönüşüm İşçileriyle İlgili Basın Toplantısı ve Panel

13100892_10204691193799911_6968805143562715450_n
facebooktwittergoogle_plusmail
halkci.org – (30 Nisan 2016)
CHP İstanbul İl Başkanlığı Sosyal Politikalar ve Uluslararası İlişkiler Komisyonu tarafından organize edilecek etkinliklerde ‘geri dönüşüm işçilerinin’ sorunları masaya yatırılacak. 30 Nisan 2016 günü saat 13.30’da (ilk açıklanan etkinlik saati olan 11.30’dan, etkinlik saati 13.30’a kaydırılmıştır) CHP İstanbul İl Başkanlığı’nda Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’nun da katılacağı basın toplantısında partililer dışında geri dönüşüm işçileri de hazır bulunacak.
Aynı gün akşam saat 18.30’da ise yine CHP İstanbul İl Başkanlığı binasında ‘Rantsal Dönüşüm Değil Geri Dönüşüm’ adlı panel gerçekleştirilecek. Panele aynı zamanda halkci.org yazarları olan Geri Dönüşüm İşçileri Derneği Başkanı Dinçer Mendillioğlu ve akademisyen Dr. M. Berkay Aydın katılacak. Geri dönüşüm işçilerinin sorunları, sorunlara çözüm önerileri yanında yeni dönemin ‘güvencesiz’ çalışmadan kaynaklı sorunları ve ‘siyasetin’ de tartışılacağı panele yine partililer yanında geri dönüşüm işçileri ve farklı sektörlerden güvencesizliği deneyimleyen emekçilerin katılımı bekleniyor.
13100892_10204691193799911_6968805143562715450_n
Not:
CHP İstanbul İl Başkanlığı adresi: Bereketzade Mah. Okçu Musa Cad. No 11 Kat 5 Şişhane, Beyoğlu. (İstanbul)

Ankara Eryaman’da Yurttaşlar Kentsel Alanların Geleceği İçin Toplanıyor

eryaman rre
facebooktwittergoogle_plusmail

halkci.org (14 Nisan 2016)

 

Kısa adı Eryaman-Der olan Eryaman Dayanışma Gençlik ve Spor Kulübü Derneği’nin girişimleriyle, Ankara (Etimesgut ilçesi) Eryaman bölgesinde yapılan çeşitli kentsel düzenlemelerin bölgede oturan yurttaşların genel çıkarları doğrultusunda gerçekleştirilebilmesi için geniş bir toplantı çağrısı yapıldı. Kent alanları için yurttaşların haklarının korunması temelinde gerçekleştirilecek toplantıda ÇED raporu sıkıntıları yaşanan, aslında ‘bakım istasyonu’ olacak olan YHT Gar Kompleksi projesi inşaatıyla ilgili gelişmeler yanında; Eryaman 2. Etap Toplu Yapı Konutları’nın bulunduğu bölgedeki (Şehit Osman Avcı Mahallesi) park alanına izinsiz dökülen molozlar ve park adı altında ne olduğu belli olmayan ‘proje’ ve çevreye etkileri ana gündem maddelerini oluşturuyor. Devamını oku

Avrupa’nın Yıpranan Demokrasisi : Colin Crouch ile Soru & Cevap

Reclaim the commons
facebooktwittergoogle_plusmail

Colin Crouch – RoarMag (22 Aralık 2015) 

 

Colin Crouch İngiltere’nin ve Avrupa’nın önde gelen toplum ve siyaset bilimcilerinden biridir. 2000 yılında, kendisi uzmanlar tarafından Avrupa’nın mevcut durumunu ve süregelen borç krizini adlandırmakta kullandığını post-demokrasi terimini ortaya atmıştır.

Geçtiğimiz aylarda, Profesör Crouch, Avrupa Üniversite Enstitüsü bünyesinde yer alan “Toplumsal Hareketlerde Marksizm” çalışma grubunun düzenlediği bir seminerde Alman sosyolog Wolfgang Streeck ile birlikte bir söyleşiye katıldı. Profesor Streeck ile yapılan soru-cevap şeklindeki röportaja da buradan ulaşabilirsiniz.

Ropörtajı organize ettikleri için Eliska Drapalova ve Lorenza Cini’ye teşekkürler.

 

Profesör Crouch, “post-demokrasi” terimini ortaya attığınızdan beri 15 yıl geçti.Tezinizin geçerliliğini Avrupa’daki borç krizini göz önünde bulundurarak nasıl değerlendiriyorsunuz? Post demokrasiye olan uzun süreli eğilimin post demokratik bir duruma dönüştüğünü söyleyebilir miyiz?

 

Sivil toplumun halen savaşma kapasitesi mevcut, bu yüzden post Demokrasi yolunda oldukça ilerlememize rağmen tam olarak bir “ seviyeye” ulaşmış sayılmayız.Yunan krizinin sonuçları bize hala demokrasinin sistemi sarsma kapasitesi olup olmadığını gösterecek.

Kitabımı yazdığımdan beri, bankaların ekonomimiz için önemini ortaya koyan , diğer toplumsal ve ekonomik alanların bankacılık sektörüne boyun eğmek durumunda olduğunu gösteren ilk Anglo-Amerikan finansal krizimizi yaşadık.Daha sonra da Avro krizinin özellikle Yunan krizinin nasıl anti-demokratik yollar ile ele alındığına şahit olduk.

Önümüzde ise daha korkutucu olarak, Avrupa ve Kuzey Amerika demokrasilerinin küresel kapitalizmi kontrol altında tutmak için edindikleri kazanımları yok edecek Transatlantik Ticari ve Yatırım Ortaklığı (Transatlantic Trade and Investment Partnership – TTIP) duruyor.Bunlar demokrasi için kara günler, ve maalesef Avrupa Birliği bu yıkımda başrolü oynuyor.

 

Geçtiğimiz yıllarda demokrasi arayışındaki popüler akımlarda ve toplumsal hareketlerde gözle görülür bir artış yaşandı. Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz ? Post demokrasiye karşı Polanyian (Karl Polanyi) karşı hareketinin ayak sesleri olarak görülmeli mi?

 

Evet bu konuda ben de size katılıyorum. Bu protestolar sadece Polanyian hareketi gibi durmuyor, sanki toplumsal protestoların genellikle herhangi bir stratejik bilinci olmayan, çekimserliğin biraz fazlası küçük çaplı hareketlerle görüldüğü 18. Yüzyıl sonuna geri dönmüş gibiyiz.

20. yüzyılın sendikalar gibi büyük demokrasi kuruluşlarının bu tip hareketlerde çok küçük roller oynamaları maalesef üzücü.Geriye doğru gidiyor gibiyiz.Ayrıca bu hareketlerin derinlerinde bizi ileriden ziyade istenmeyen bir geçmişe götürecek ırkçı nasyonalist hareketler mevcut.

 

Protestocuların “şikayet listelerinin” başında yer alan diğer bir konu da “yolsuzluk”. Yakın zamanda politik liderlerin de yer aldığı büyük çapta pek çok yolsuzluk skandalı yaşandı. Bu yolsuzluklar post-demokrasiye olan bir eğilim olarak görülebilir mi?

 

Tüm yolsuzluklar post demokrasi demek değildir. Bazıları demokrasi öncesidir , demokrasi içerisinde her zaman yolsuzluklar olmuştur. Ancak açıkça bugün yaşadığımız büyük çaplı eşitsizlik ve onu almak için herşeyi yapabileceklerin önünde bulunan sermaye baştan çıkarıcı bir rol üstleniyor.

 

Ayrıca şirketlerin ve politik elitlerin birbirine geçtiği konusunda da haklısınız. Kamu hizmetlerinin özelleştirilmesindeki artış, kamu ve özel sektör arasında özellikle de eski kamu görevlilerinin tecrübeleri aracılığıyla bir ödül olarak bu firmalara transfer edilip yeni bir kariyer sahibi olmaları gibi kirli pazarlıklara yol açabiliyor.

 

Önceki kitabınız “Neoliberalizmin Garip Ölmezliği”nde gözlemlediğiniz gibi, neoliberalizm kendisinin krizler karşısında çabuk toparlandığını kanıtlıyor. Ufukta bir değişim görüyor musunuz? Hangi siyasi kuvvetler ya da varsa alternatif fikir türleri neoliberalizmin yerini alabilir?

 

Neoliberalizmin alternatifleri elbette vardır, sadece bu alternatiflerin sosyal yüklenicileri eksiktir. Sendikaların yeniden canlanması en büyük şansımız olacaktır, özellikle bu sendikal üyelikler gittikçe feminen bir yapıya büründükçe. Kadınlar erkeklere nazaran hayatın finanslaşması ve toplumsal yurttaşlığın azalmasının yarattığı yıkıma karşı daha takdire şayandır.

Bunun ötesinde daha acı bir tarafı var ki neoliberalizm sosyal demokrasiye karşı savaşında genellikle ırkçı hareketlerden destek görüyor. Bu hareketler sol kanat protestoları bertaraf etmek için işine yarayabilir ancak bu hareketlerin güçlü sosyal politikalara ihtiyacı vardır ve neoliberalizmin küreselleşme projesine muhaliftirler.

Şu dönemde, Danimarka ve Norveç örneklerinin gösterdiği üzere orta kesim muhafazakarlar ve neoliberaller orta sol yerine aşırı sağ ile çalışmaktan daha mutlu görünüyor. Fakat bu tür ortaklıklarda çelişkiler son derece kuvvetlidir ve mevcut durumda Avusturya ve Hollanda’da olduğu gibi kendini oldukça kararsız şekilde ortaya çıkarabilir.

 

Son kitabınızda ayrıca feminizmin post-demokrasi ile mücadeledeki rolünü tartışıyorsunuz. Bu cinsiyetin bu konuda önemsiz olduğunu söyleyen önceki bazı çalışmalarınızla zıtlık gösteriyor. Görüşlerinizdeki bu değişimi nasıl yorumluyorsunuz ? Post demokrasiye karşı feminist bir tepkinin ortaya çıkışını görüyor musunuz?

 

Evet bu benim de gözüme çarpan bir gerçek! Post demokraside , yeni demokratik baskıların güçsüzlüğü, hizmet sektöründe çalışan düşük gelirli kesimin siyasal zayıflığı ve siyasi kimlik eksikliği başlıca problemdi. Çevre, cinsiyet ve ırk gibi diğer konularda pek çok eylem mevcuttu.

Gözden kaçırdığım nokta ise hizmet sektöründe çalışan orta-düşük ücretli insanların çoğunu kadınların oluşturduğuydu. Belki de feminizm geniş anlamda yeni politik kimliğin vücut bulduğu formdur. Daha önce bahsettiğim gibi bunun oluşturabileceği yeni toplumsal demokratik ajandalar vardır.

Endüstriyel toplumda, toplumsal demokrasi herkesin beklentilerini “eve ekmek getiren” erkek işçinin gözünden yorumladığı bir hareketti. Belki de Post-Endüstriyel toplumda herkesin beklentileri, çalışmayı hayatın geri kalanı ile dengeleyen, sağlık, eğitim ve diğer kamusal konularda erkeklerden çok daha bilinçli olan kadın işçinin gözünden yorumlanacak.

 

Ayrıca kolektif malların insanlığın selameti için son derecek önemli olduğunu belirtiyorsunuz. Geçtiğimiz yıllar “müşterek” kavramının kamu ve özel, devlet ve pazar kavramlarına göre yükselen alternatif olduğuna şahit oldu.”Müşterek” (the commons) kavramını devletin rolünün yeniden tanımlanmasında bir savaş meydanı olarak değerlendirebilir miyiz?

 

Müşterek” kavramını devletin içerisinde görmeyi tercih ediyorum. Ayrıca hem özel sektörün hem devletin parçası olan ancak devlet kontrolünde olmayan melez kurumlar mevcuttur – yayın kuruluşları gibi. Bunların hepsi bir arada görülmelidir. ”Müşterek” kavramının devleti ne kadar dışarıda bırakacağına dair fikirler, devlet mekanizmaları için mücadelenin imkansız olduğu Amerikalı meslektaşlarımıza aittir. Bizler daha güçlü bir noktadan, Avrupa’dan başladık. Onu kaybetmeyelim!

 

RoarMag.org internet sitesinde 22 Aralık 2015’de yayınlanan orjinalinden Okan Kasım tarafından halkci.org için çevrilmiştir. Kullanılan ana görsel  “http://johnswheelbarrow.blogspot.com.tr/” internet sitesinden alınmıştır. 

bkz. Colin Crouch

Metal’de Direniş Sürüyor

11271164_10153243407878950_510740957_n
facebooktwittergoogle_plusmail

halkci.org (27 Mayıs 2015)

 

Metal işkolunda birçok işletmede başlayan, TOFAŞ gibi örneklerde işçilerin anlaşmaya vardığı ‘direniş’ farklı kentlerdeki birçok büyük işletmede hala sürüyor. Ankara’da, Bursa’da, Kocaeli’nde, Eskişehir’de işçilerin direnişine ilişkin haberler alınırken, Türk Metal’den istifalar da sürüyor. Metal işkolunda Türk Metal’in hegemonyasının bitişini haber veren eylemler Türkiye’de çalışma ilişkileri açısından da ciddi değişimleri işaret ediyor. Devamını oku

Artık Hepimiz Güvencesisiz

Warehous28_01
facebooktwittergoogle_plusmail

Charlie Post - JacobinMag (20 Nisan 2015)

Ekonomi değişiyor ve iş daha da güvencesizleşiyor. Bu yeni koşullarda, radikaller nasıl örgütlenebilir?

Neoliberalizm, yeni bir kavram olmaktan çıktı. 1970’lerden bu yana kavramın “Sanayisizleşme” ile birlikte merkez ekonomiler yaşanan değişimleri tanımlamak için kullanıldığı herkesin bildiği bir şey. Ancak, yakın zamanlarda aktivistler bu türden bir sermaye rejiminin sınıf yapısı üzerine olası sonuçlarının ne olacağını üzerine düşünmeye başladı: ve onlara göre, bu bahsedilen durum özünde yeni ve farklı bir şey miydi? Sendikacılık ve reform stratejilerini geçersiz kılan güvencesizlik ve emeğin bölündüğü bu –yeni- koşullar, emek hareketi konusunda radikal perspektifleri değişime zorlar mıydı?

Bazılarının dillendirmeye başladığı “prekarya” kavramı da bu hisleri ve teorileri bir araya getiren ve sol’da olanların çoğunun da onayı kazanmış bir kavramdı.

American Road to Capitalism kitabının yazarı Charlie Post, “prekarya”nın bugün çalışanların yüzleştiği değişimleri anlamada son derece yanıltıcı bir kavram olduğunu öne sürer. Black Sheep Radyosu için Tessa Echeverria ve Andrew Sernatinger tarafından yapılan bu röportajda radikaller varolan emek hareketiyle nasıl bir ilişki kurmalı ve yeni ekonomi koşullarına verilecek yanıtta taktiklerimizi nasıl değiştirmeli gibi bir dizi konu tartışılıyor.

03_281 Charlie ultra reduced image

Charlie Post

Devamını oku

Metal İşkolunda İşçilerin Mücadelesi Yaygınlaşırken Birleşik Metal’den Açıklama: “Metal İşçilerinin Dikkatine”

dsc_0651
facebooktwittergoogle_plusmail

halkci.org – (21 Mayıs 2015)

 

15 Mayıs 2015’in daha ilk dakikalarında Renault fabrikalarındaki işçilerin direnişiyle gündeme yerleşen ‘metal direnişi’ bugün itibariyle hem ortaya çıktığı Bursa’da yaygınlaşıyor, hem de Ankara’da Türk Traktör, Kocaeli’nde Ford fabrikalarından işçilerin mücadeleleri duyulmaya başlıyor. DİSK Birleşik Metal-İş’in twitter hesabından yaptığı açıklamada bugün içinde Ototrim, Türk Traktör, Arçelik gibi işyerlerinin de bulunduğu 13 işyerinde ‘isyan’ var. Bu işyerlerinin tamamında yetkili olan sendika ise, işkolunun da sayısal üstünlük itibariyle tartışmasız ‘hakimi’ olan Türk Metal…İşçi mücadeleleri bir yandan Türk Metal’i ve MESS ile yürüttüğü sistemi sorgularken, bir yandan da yolunu arıyor veya ‘aramak durumunda’…Türk Metal’in 20 Mayıs 2015 tarihli açıklaması sendikanın ‘kurumsal düzeydeki kaygısını’ bir defa daha gözler önüne sererken, kimi ifadelerle hem bu süreçteki ‘sıkışmış’ yapısını hem de ‘vizyonunu’ ortaya koyuyor. Türk Metal’in açıklamasında, sendikanın bu süreçteki tüm ‘çabası’ şu şekilde özetleniyor: Devamını oku

Direniş Genişliyor: Bursa’da Metal İşçileri Neden Direnişte? Süreç Nereye Gidiyor?

ölmek var dönmek yok
facebooktwittergoogle_plusmail

M.Berkay Aydın – (19 Mayıs 2015)

 

Bursa’da Renault fabrikası işçileriyle başlayan direniş rüzgarı Tofaş, Coşkunöz ve Mako işletmelerinin işçileriyle sürüyor. Renault işçilerinin üç temel talep üzerinde başlattıkları direnişe geçtiğimiz üç gün içerisinde üç ayrı işletmenin işçilerinden de destek geldi. Tüm işletmelerde yetkili sendika Türk-İş’e bağlı Türk Metal Sendikası…Ve tüm işletmelerin işçilerinin ortaklaştıkları ana taleplerinden birisi bundan sonra Türk Metal’in kendilerini temsil etmemesi…

Renault ve Tofaş gibi otomotiv sektörünün kamuoyu tarafından bilinen dev firmalarının yanında adı geçen Coşkunöz ve Mako işletmeleri de hem Türkiye, hem de Bursa sanayisi için oldukça önemli ve köklü kurumlar. 1500’ün üzerinde işçi istihdam eden işletmelerden Mako, otomotiv parçaları imal eden ve 1970’den bu yana faaliyet gösteren bir kurum. Yine 1970’lerden bu yana üretim yapan Coşkunöz, özellikle otomotiv sektörüne yönelik kalıp ve seri saç parça imalatıyla biliniyor.  Devamını oku

« Older Entries