Kategori Arşivi: Dünyadan

Avrupa Merkez Solunun Korkunç Gerileyişi

schulz 3
facebooktwittergoogle_plusmail

Sheri Berman ( 13 Ekim 2017) (İlk yayın 2 Ekim 2017 – The New York Times)

 

Yakın tarihli Alman seçimlerinde yaşanan endişe verici sonuçlar arasında, ana merkez sol partisi olan Sosyal Demokratların çökmesi, oyların yalnızca yüzde 20,5’ini alarak İkinci Dünya Savaşı’ndan sonraki en kötü performansının sergilemesi de vardı.

Avrupa’da sosyal demokrat ya da merkez sol partiler geriliyor. Bu yıl Fransa ve Hollanda’da yapılan seçimlerde sosyalist ve işçi partileri çok yetersiz kaldılar, birçoğu gelecekteki varlıklarını sorguluyor. Sosyal demokratların kalesi sayılan İskandinavya’da bile uzun süredir egemen olan partilerin oy oranları bile 20’li 30’lu oranlara düştü. Devamını oku

Sol Popülizm:  Bir Girizgâh

Power to the people
facebooktwittergoogle_plusmail

Paolo Gerbaudo (11 Ocak 2017 ) (İlk Yayın 30 Kasım 2016 – Medium.com)

 

Birleşik Devletler’de Donald Trump’ın zaferinin akabinde, sol-eğilimli popülizm ( ya da kısaca sol popülizm) aralarında ilerici ve aktivistlerin de olduğu [bir  kesimde] hararetli  bir tartışmanın konusu olmuştu. Bunu Marksist ortodoksizmin bir ihaneti, yada daha da kötüsü sağ-eğilimli bir siyasete taviz biçiminde algılayan bazı insanlar, popülizm konusunda tüm bu söylenenleri küçümsemeye devam etti. Ancak birçoğu, Trump çağında başarılı ilerici bir strateji tasarlamanın ilerici amaçlar doğrultusunda bir popülist kavrayış ve gidişatı gerektirdiğini düşünüyorlardı.

Birçoğunun müesses nizama [kurulu düzen] karşı koyan popülist hareketlerin yükselişini destekleyen ve siyasal düzenin keyfini kaçıran bir an olarak tanımladıkları popülist günlerden geçiyoruz.  2008’deki finansal kırılma, 1980’lerden bu yana uygulana gelen ve tüm anakım siyasal görüşlerce de kabul gören neoliberal serbert-piyasa ideolojisinin güvenirliğini ciddi bir şekilde sarstı. Bu meşruiyet krizi, hem Sağ’da hem de sol’da şu sıralar neoliberal hegemonyaya meydan okuyan yeni popülist hareketlerin de önünü açtı.

Devamını oku

Hasta Gezegen

green-washing-capitalism
facebooktwittergoogle_plusmail

Eren Soydemir – (05 Ağustos 2016) 

Yaşamı irdelemek insanlık için hep bir karmaşa içermiştir.

Neden sonuç ilişkileri ile açıklanamayacak bunca olay bütün görkemiyle ortada dururken duyularımızın bizlere sunduğunu şeyleri bile anlayamamak bizler için büyük bir hayal kırıklığı olsa gerek.

Yaşadığımız gezegenin, hali hazırda, şu anda bile başından geçenler, hastalık mikrobu kapmış küçük bir çocuğun yaşadıkları ile benzerlik gösteriyor. Devamını oku

Halkçılık Nedir? -3

126-1
facebooktwittergoogle_plusmail

paracomandante – (25 Mayıs 2016)

Bu serinin birinci bölümünde, Türkiye’deki cumhuriyet devriminin (1792 devriminin de olduğu gibi) burjuva değil halkçı bir karaktere sahip olduğunu; ikinci bölümünde yerel bir ilerici adımın global anti-kapitalist direnişe nasıl dahil olabildiğini Marx’ın ortaya koyduğu çeşitli tezler vasıtasıyla anlatmaya çalışmıştım. Bu bağlamda temel ve hala güncel bir soru gündeme gelmişti. Ne yaptığımızı bildiğimizde yani ideoloji perdesini araladığımızda mı kapitalizme karşı direnmeye başlarız, yoksa ne yaptığımızı bilmesek de böylesi bir harekete dahil olabilir miyiz? Bu noktada iki eğilimden söz etmiştim: ilki, bir ilerici hareketin kurduğu sınıfsal cepheyi, yani barikatların niteliğini algılayamayarak, ideoloji perdesinin aralanmasını ve işçilerle burjuvazinin soyut bir savaşını talep eden uç sol eğilimlerdir, bu eğilim hem ideoloji perdesinin aralanmasını, yani yanılsamanın arkasındaki esas gerçeği bulmayı ister, hem de yanı başında sürmekte olan savaşın niteliğini algılamakta yetersiz kalır, hem araştırır hem kördür. İkinci eğilim ise tüm barikatların kaldırılmasını ve tam bir özgürlükçülük, tam bir anarşizm talep eden sol liberal siyasettir. Bu eğilim barikatları kaldırdığında ise neler olduğunu biliyoruz, toplumsal sahaya doluşan ırkçı ve dinci eğilimler, her türlü gericilik ve elbette bunu takip eden neoliberal talan. Özetle ilki, antagonizmanın niteliğini algılayamaz, ikincisi ise antagonizma değil salt agonizma talep eder. İkisi de kurulan ilerici harekete eş ölçüde zararlıdır. Bir örnek vermek gerekirse, neoliberal çete cumhuriyetçi barikata saldırırken, ilki barikatı terk edip daha dar başka bir antagonizma talep eder ve ikincisi tüm barikatların kaldırılmasını talep eder. İkisi de görünüşte sol siyaset içindedir, ancak ikisi de nihayetinde sınıfa değil doktrine döner, doktrinci eğilimlerdir bunlar özetle. Devamını oku

Corbyn’nin İlk Sınavı: İngiltere’de Yerel Seçimler ve İşçi Partisi

corbyn seçim
facebooktwittergoogle_plusmail

M. Berkay Aydın – (10 Mayıs 2016)

 

Birleşik Krallık’taki 5 Mayıs yerel seçimleri sonrası ada, Labour Party (İşçi Partisi) ve yeni lideri üzerine oldukça hareketli tartışmalar yaşıyor. Öncelikle belirtmek gerekir ki, sonuçlar parti ve ilk seçim deneyimini yaşayan Jeremy Corbyn açısından kesinlikle kötü değil. Başarılı olarak değerlendirilmesi de mümkün. Tartışma ayrıntıları bir tarafa İşçi Partisi, Bristol kentinin meclis çoğunluğunu ve belediye başkanını bir bağımsızdan (eski liberal demokrat), Londra’yı ise Muhafazakarlar’dan almış durumda.  Devamını oku

Londra Belediye Başkanı’nı Seçiyor: Londra Seçimlerinin Kısa Geçmişi ve Seçim 2016

unite
facebooktwittergoogle_plusmail

M. Berkay Aydın – ( 5 Mayıs 2016)

 

İngiltere’nin başkenti Londra, belediye başkanını 5 Mayıs 2016’da seçecek. Bugün yapılacak seçimlerde Labour Party’nin adayı Sadiq Khan kamuoyu araştırmalarına göre seçimi kazanacak gibi görünüyor. Corbyn’nin Labour Party’nin başına geçtikten sonra Labour Party (İşçi Partisi) belki de ilk en büyük sınavını verecek. Öncelikle belirtmek gerekir ki, Londra seçimlerinde seçmenler ‘contingent vote’ denilen (koşullu – bağımlı- çoklu vs. olarak Türkçeleştirilebilir) bir sistemde oylarını kullanıyorlar. Buna göre seçmenler belediye başkanlığı için iki adaya oy veriyor. İlk tercih birinci sütuna, ikinci tercih diğer sütuna işaretleniyor (bkz. 5 Mayıs seçimleri pusulası) . İlk tercihler açısından bir aday  yarıdan fazla oy almamışsa, en fazla oyu alan ilk iki adayın ikinci tercih oyları da toplanıyor. Elbette ilk tercihte önde olan adayın ciddi avantajı olmakla birlikte sonuç ve yüzdeleri hayli etkileyen bir durum. Devamını oku

CHP ve ‘Radikal Halkçılık’ Finlandiya’da Tartışıldı…

13023567_10154001935768950_1808697882_n
facebooktwittergoogle_plusmail

halkci.org (30 Mart 2016)

 

Finlandiya’nın Jyväskylä Üniversitesi’nde 17-19 Mart tarihleri arasında düzenlenen Populism As Movement and Rhetetoric (Hareket ve Retorik Olarak Popülizm) Konferansına katılan halkci.org yazarları Mustafa Berkay Aydın ve Çağdaş Ceyhan “Is New Left- Populism Possible?: Analyzing June Election Declaration of CHP (Yeni Sol Popülizm Mümkün mü?: CHP’nin Haziran Seçimi Bildirgesinin Analizi) başlıklıklı bildirilerini sundular. Devamını oku

ABD’de ‘Süper Salı’ Sonrası: Bernie ‘Bizim’ İçin Kaybediyor…

bernie selfie
facebooktwittergoogle_plusmail

M. Berkay Aydın (3 Mart 2016)

 

ABD’de partilerin aday belirleme süreci hızla sürüyor. Geçtiğimiz salı ‘süper salı’ olarak anılan seçim sürecindeki önemli bir dönemeçti. Geleneksel olarak fazla sayıda eyaletin seçimlerinin yapıldığı önceden belirlenen ‘süper salı’ seçim sonuçlarını oldukça fazla etkileyecek düzeyde bir seçim. Cumhuriyetçi Parti ve Demokrat Parti toplamda 11 eyalette önseçimlerini 1 Mart’ta ‘süper salıda’ gerçekleştirdi. Alabama, Arkansas, Georgia, Massachusetts, Minnesota, Oklahoma, Tennessee, Texas, Vermont ve Virginia’da her iki parti de seçimlerini yaparken, Colorado’da sadece Demokratlar, Alaska’da ise sadece Cumhuriyetçiler seçim yaptı. Sonuçların gösterdiği Demokratlarda seçimi Clinton’ın önde götürme eğilimi ve Cumhuriyetçilerde Trump’ın baskın oluşu…Cumhuriyetçilerde partinin adayı olmak için gerekecek olan parti kongresindeki en az 1237 delegeye ulaşmak için en şanslı aday şu an için Trump. Trump 319’a ulaşmış gözükürken en yakın takipçisi Ted Cruz 226 delege civarında gözüküyor. Eyaletlerde özgün hesaplama ve seçme biçimleri olsa da ABD’deki partilerin aday belirleme sürecinin esası eyaletlerin ‘delege seçmelerine’ dayanıyor. Delege sayıları da elbette eşit değil. Her eyaletin farklı delegesi söz konusu. Partilerin her eyalet için belirledikleri delege sayıları da farklı. Genel olarak Demokratlar daha fazla sayıda delegeyle kongre yapıyorlar. Örneğin Demokratların kongresinde yarıdan bir fazlaya tekabül eden destek alınması gereken en az delege sayısı 2383. Cumhuriyetçilerin neredeyse iki katı…Bu seçimin ‘süper salısının’ yıldızı ise eyalet armasında da yıldız olan Texas’dı…Demokratların 252, Cumhuriyetçilerin ise 155 delege seçtikleri  Texas seçimleri süper salının en önemli seçimleriydi. Texas senatörü aday Ted Cruz beklendiği gibi burada seçimleri kazandı. 155 delegenin 99’unu alan Cruz, aslında en büyük silahını da kullanmış oldu. Demokratlarda ise Texas’ta Clinton Sanders’a iki kat fark atarak, Sanders’ın 73 delegesine karşılık 144 delege çıkardı…

Bernie gündem belirliyor… 

Seçim sonuçları resmen Sanders lehine bitmeyecek gibi gözükse de Sanders’ın şu ana kadar sağladığı başarı ABD siyaseti açısından ve hatta dünyadaki siyasal tartışmalar açısından oldukça önemli gözüküyor. Bugün bile Clinton’a çeki düzen verdiren, ‘merkez sol’ anlayışı soldan ve aşağıdan zorlayan bir sürecin temsilcisi gibi gözüküyor yaşlı Vermont senatörü…Seçimlerde 11 eyaletten dördünde üstünlük sağlayan Sanders, kendi eyaleti Vermont’da % 86 gibi rekor oya ulaşarak, toplamda Demokratların kongresine toplamda 26 delege çıkartacak olan bu küçük eyalette delegelerin tamamını kazandı. Bunun dışında Colorado, Minnesota ve Oklahoma’da seçimleri kazanan Sanders, Massachusetts’de %50’ye % 49 rakibinin gerisinde kaldı. Fakat belirtmek gerekir ki, Demokratların önseçimlerindeki delege hesaplamaları alınan yüzdeyle orantılı temsile izin verdiğinden sadece ‘eyalette en fazla oyu’ almak en önemli şey değil. Örneğin birçok eyalette küçük farklarla kaybeden bir aday, büyük ve çok delegeli bir eyalette hatırı sayılır bir fark atarsa avantajlı olabiliyor. Bu şekilde düşündüğümüzde seçimin ‘yıldızı’ Texas’ta Sanders’ın zayıf olması belki de kendisinin en büyük dezavantajıydı…Üstelik Georgia gibi Demokratlar açısından en fazla delege verecek olan ikinci sıradaki iki eyaletten birisi olan bir eyalette Clinton’un kazandığı 72 delegeye karşın 28 delegede kalan Bernie burada da ciddi bir dezavantaj yaşamış oldu…Toplam sonuçlarda demokratlar açısından Bernie ve Clinton arasında ‘süper salı’daki fark yaklaşık 160 delege ile Clinton lehine…Daha önce de çeşitli yazılarda belirtildiği gibi Demokratların kongre süreçlerinde olan ‘süper-delegeler’ arasında da Clinton’un ezici üstünlüğü olduğu düşünüldüğünde Clinton adaylığını aslında açıklamış gibi. Dünya gündemine ilişkin de ilginç bahisler açan İngiliz-İrlanda kökenli bahis firması Paddy Power açtığı bahis oranlarında Clinton için 1’e 0.03 verirken, Sanders’a 1’e 12 veriyor…Yani beklenenden farklı bir sonuç sürpriz ötesi birşey olur…

Demokratlarda ‘süper salı’da ortaya çıkan delege paylaşımları eyalet bazında şu şekilde: (Daha ayrıntılı, haritalı sonuçlar için bkz. nytimes.com)

 

Alabama :           Hillary Clinton 44, Bernie Sanders 9

Arkansas:           Hillary Clinton 22, Bernie Sanders 10

Colorado:           Bernie Sanders 38, Hillary Clinton 28

Georgia:            Hillary Clinton 72,  Bernie Sanders 28

Massachusetts: Hillary Clinton 46, Bernie Sanders 45

Oklahoma:        Bernie Sanders 21,  Hillary Clinton 16

Tennessee:       Hillary Clinton  42,  Bernie Sanders 22

Texas:              Hillary Clinton 144, Bernie Sanders  73

Vermont:          Bernie Sanders 16 , Hillary Clinton 0

Virginia:            Hillary Clinton 61 , Bernie Sanders  32

 

Bernie Sanders bundan sonraki süreçte inanılmaz bir sürprize imza atmazsa Demokratların adayı olamayacak. Buna karşın ABD’yi ve dünyayı adil paylaşımdan, soldan, sosyalist bir tartışmadan, % 99’un varlığından ve haklarından konuşturarak; sermayenin kontrolsüz tahakkümünü gündeme getirip eleştirerek aslında sadece ABD’li emekçiler, yoksullar, dışlanmışlar, gençler ve kadınlar için değil dünya için bir tartışmayı da yaptırmış oluyor. Artık Clinton da bu saatten birçok konuda çok farklı tavır almaya zorlanacak. Hatta ABD siyasetinin kimi kabul ve parametreleri de zorlanacak. Ki bunun bugun bile yansımaları açık olarak gözüküyor…Belki de kısaca diyebiliriz ki, Bernie bizim için, dünyanın % 99’u için kaybediyor…

 

Yazı halkci.org için yazılmıştır. Kullanılan görsel için theguardian.com internet sitesinden yararlanılmıştır.

 

 

Avrupa’nın Yıpranan Demokrasisi : Colin Crouch ile Soru & Cevap

Reclaim the commons
facebooktwittergoogle_plusmail

Colin Crouch – RoarMag (22 Aralık 2015) 

 

Colin Crouch İngiltere’nin ve Avrupa’nın önde gelen toplum ve siyaset bilimcilerinden biridir. 2000 yılında, kendisi uzmanlar tarafından Avrupa’nın mevcut durumunu ve süregelen borç krizini adlandırmakta kullandığını post-demokrasi terimini ortaya atmıştır.

Geçtiğimiz aylarda, Profesör Crouch, Avrupa Üniversite Enstitüsü bünyesinde yer alan “Toplumsal Hareketlerde Marksizm” çalışma grubunun düzenlediği bir seminerde Alman sosyolog Wolfgang Streeck ile birlikte bir söyleşiye katıldı. Profesor Streeck ile yapılan soru-cevap şeklindeki röportaja da buradan ulaşabilirsiniz.

Ropörtajı organize ettikleri için Eliska Drapalova ve Lorenza Cini’ye teşekkürler.

 

Profesör Crouch, “post-demokrasi” terimini ortaya attığınızdan beri 15 yıl geçti.Tezinizin geçerliliğini Avrupa’daki borç krizini göz önünde bulundurarak nasıl değerlendiriyorsunuz? Post demokrasiye olan uzun süreli eğilimin post demokratik bir duruma dönüştüğünü söyleyebilir miyiz?

 

Sivil toplumun halen savaşma kapasitesi mevcut, bu yüzden post Demokrasi yolunda oldukça ilerlememize rağmen tam olarak bir “ seviyeye” ulaşmış sayılmayız.Yunan krizinin sonuçları bize hala demokrasinin sistemi sarsma kapasitesi olup olmadığını gösterecek.

Kitabımı yazdığımdan beri, bankaların ekonomimiz için önemini ortaya koyan , diğer toplumsal ve ekonomik alanların bankacılık sektörüne boyun eğmek durumunda olduğunu gösteren ilk Anglo-Amerikan finansal krizimizi yaşadık.Daha sonra da Avro krizinin özellikle Yunan krizinin nasıl anti-demokratik yollar ile ele alındığına şahit olduk.

Önümüzde ise daha korkutucu olarak, Avrupa ve Kuzey Amerika demokrasilerinin küresel kapitalizmi kontrol altında tutmak için edindikleri kazanımları yok edecek Transatlantik Ticari ve Yatırım Ortaklığı (Transatlantic Trade and Investment Partnership – TTIP) duruyor.Bunlar demokrasi için kara günler, ve maalesef Avrupa Birliği bu yıkımda başrolü oynuyor.

 

Geçtiğimiz yıllarda demokrasi arayışındaki popüler akımlarda ve toplumsal hareketlerde gözle görülür bir artış yaşandı. Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz ? Post demokrasiye karşı Polanyian (Karl Polanyi) karşı hareketinin ayak sesleri olarak görülmeli mi?

 

Evet bu konuda ben de size katılıyorum. Bu protestolar sadece Polanyian hareketi gibi durmuyor, sanki toplumsal protestoların genellikle herhangi bir stratejik bilinci olmayan, çekimserliğin biraz fazlası küçük çaplı hareketlerle görüldüğü 18. Yüzyıl sonuna geri dönmüş gibiyiz.

20. yüzyılın sendikalar gibi büyük demokrasi kuruluşlarının bu tip hareketlerde çok küçük roller oynamaları maalesef üzücü.Geriye doğru gidiyor gibiyiz.Ayrıca bu hareketlerin derinlerinde bizi ileriden ziyade istenmeyen bir geçmişe götürecek ırkçı nasyonalist hareketler mevcut.

 

Protestocuların “şikayet listelerinin” başında yer alan diğer bir konu da “yolsuzluk”. Yakın zamanda politik liderlerin de yer aldığı büyük çapta pek çok yolsuzluk skandalı yaşandı. Bu yolsuzluklar post-demokrasiye olan bir eğilim olarak görülebilir mi?

 

Tüm yolsuzluklar post demokrasi demek değildir. Bazıları demokrasi öncesidir , demokrasi içerisinde her zaman yolsuzluklar olmuştur. Ancak açıkça bugün yaşadığımız büyük çaplı eşitsizlik ve onu almak için herşeyi yapabileceklerin önünde bulunan sermaye baştan çıkarıcı bir rol üstleniyor.

 

Ayrıca şirketlerin ve politik elitlerin birbirine geçtiği konusunda da haklısınız. Kamu hizmetlerinin özelleştirilmesindeki artış, kamu ve özel sektör arasında özellikle de eski kamu görevlilerinin tecrübeleri aracılığıyla bir ödül olarak bu firmalara transfer edilip yeni bir kariyer sahibi olmaları gibi kirli pazarlıklara yol açabiliyor.

 

Önceki kitabınız “Neoliberalizmin Garip Ölmezliği”nde gözlemlediğiniz gibi, neoliberalizm kendisinin krizler karşısında çabuk toparlandığını kanıtlıyor. Ufukta bir değişim görüyor musunuz? Hangi siyasi kuvvetler ya da varsa alternatif fikir türleri neoliberalizmin yerini alabilir?

 

Neoliberalizmin alternatifleri elbette vardır, sadece bu alternatiflerin sosyal yüklenicileri eksiktir. Sendikaların yeniden canlanması en büyük şansımız olacaktır, özellikle bu sendikal üyelikler gittikçe feminen bir yapıya büründükçe. Kadınlar erkeklere nazaran hayatın finanslaşması ve toplumsal yurttaşlığın azalmasının yarattığı yıkıma karşı daha takdire şayandır.

Bunun ötesinde daha acı bir tarafı var ki neoliberalizm sosyal demokrasiye karşı savaşında genellikle ırkçı hareketlerden destek görüyor. Bu hareketler sol kanat protestoları bertaraf etmek için işine yarayabilir ancak bu hareketlerin güçlü sosyal politikalara ihtiyacı vardır ve neoliberalizmin küreselleşme projesine muhaliftirler.

Şu dönemde, Danimarka ve Norveç örneklerinin gösterdiği üzere orta kesim muhafazakarlar ve neoliberaller orta sol yerine aşırı sağ ile çalışmaktan daha mutlu görünüyor. Fakat bu tür ortaklıklarda çelişkiler son derece kuvvetlidir ve mevcut durumda Avusturya ve Hollanda’da olduğu gibi kendini oldukça kararsız şekilde ortaya çıkarabilir.

 

Son kitabınızda ayrıca feminizmin post-demokrasi ile mücadeledeki rolünü tartışıyorsunuz. Bu cinsiyetin bu konuda önemsiz olduğunu söyleyen önceki bazı çalışmalarınızla zıtlık gösteriyor. Görüşlerinizdeki bu değişimi nasıl yorumluyorsunuz ? Post demokrasiye karşı feminist bir tepkinin ortaya çıkışını görüyor musunuz?

 

Evet bu benim de gözüme çarpan bir gerçek! Post demokraside , yeni demokratik baskıların güçsüzlüğü, hizmet sektöründe çalışan düşük gelirli kesimin siyasal zayıflığı ve siyasi kimlik eksikliği başlıca problemdi. Çevre, cinsiyet ve ırk gibi diğer konularda pek çok eylem mevcuttu.

Gözden kaçırdığım nokta ise hizmet sektöründe çalışan orta-düşük ücretli insanların çoğunu kadınların oluşturduğuydu. Belki de feminizm geniş anlamda yeni politik kimliğin vücut bulduğu formdur. Daha önce bahsettiğim gibi bunun oluşturabileceği yeni toplumsal demokratik ajandalar vardır.

Endüstriyel toplumda, toplumsal demokrasi herkesin beklentilerini “eve ekmek getiren” erkek işçinin gözünden yorumladığı bir hareketti. Belki de Post-Endüstriyel toplumda herkesin beklentileri, çalışmayı hayatın geri kalanı ile dengeleyen, sağlık, eğitim ve diğer kamusal konularda erkeklerden çok daha bilinçli olan kadın işçinin gözünden yorumlanacak.

 

Ayrıca kolektif malların insanlığın selameti için son derecek önemli olduğunu belirtiyorsunuz. Geçtiğimiz yıllar “müşterek” kavramının kamu ve özel, devlet ve pazar kavramlarına göre yükselen alternatif olduğuna şahit oldu.”Müşterek” (the commons) kavramını devletin rolünün yeniden tanımlanmasında bir savaş meydanı olarak değerlendirebilir miyiz?

 

Müşterek” kavramını devletin içerisinde görmeyi tercih ediyorum. Ayrıca hem özel sektörün hem devletin parçası olan ancak devlet kontrolünde olmayan melez kurumlar mevcuttur – yayın kuruluşları gibi. Bunların hepsi bir arada görülmelidir. ”Müşterek” kavramının devleti ne kadar dışarıda bırakacağına dair fikirler, devlet mekanizmaları için mücadelenin imkansız olduğu Amerikalı meslektaşlarımıza aittir. Bizler daha güçlü bir noktadan, Avrupa’dan başladık. Onu kaybetmeyelim!

 

RoarMag.org internet sitesinde 22 Aralık 2015’de yayınlanan orjinalinden Okan Kasım tarafından halkci.org için çevrilmiştir. Kullanılan ana görsel  “http://johnswheelbarrow.blogspot.com.tr/” internet sitesinden alınmıştır. 

bkz. Colin Crouch

Ara dönemde Politika : Wolfgang Streeck ile Soru & Cevap

Democracy-not-a-market-dictatorship
facebooktwittergoogle_plusmail

Wolfgang Streeck – RoarMag (23 Aralık 2015)

 

Wolfgang Streeck, Avrupanın önde gelen iktisat sosyologlarından birisidir. Kapitalizm ve demokrasi arasındaki gerilim üzerine yoğunlaşan son çalışması, Almanya ve ötesinde halk arasında halen etkisi olan bir tartışma başlattı. Son kitabı olan “Zamanı Satın Almak : Demokratik Kapitalizmin Geciken Krizi” Verso tarafından 2014 yılında yayımlandı.Bir sonraki kitabı “Kapitalizm Nasıl Sona Erecek?” ise Mart 2016’da raflarda yerini alacak.

Geçtiğimiz aylarda, Profesör Streeck , Avrupa Üniversite Enstitüsü bünyesinde yer alan “Toplumsal Hareketlerde Marksizm” çalışma gurubunun düzenlediği bir seminerde İngiliz siyasetbilimci Colin Crouch ile birlikte bir söyleşiye katıldı. Profesor Crouch ile yapılan soru-cevap şeklindeki röportaja da buradan (İngilizce) ulaşabilirsiniz. Devamını oku

« Older Entries