Avrupa Merkez Solunun Korkunç Gerileyişi

schulz 3
facebooktwittergoogle_plusmail

Sheri Berman ( 13 Ekim 2017) (İlk yayın 2 Ekim 2017 – The New York Times)

 

Yakın tarihli Alman seçimlerinde yaşanan endişe verici sonuçlar arasında, ana merkez sol partisi olan Sosyal Demokratların çökmesi, oyların yalnızca yüzde 20,5’ini alarak İkinci Dünya Savaşı’ndan sonraki en kötü performansının sergilemesi de vardı.

Avrupa’da sosyal demokrat ya da merkez sol partiler geriliyor. Bu yıl Fransa ve Hollanda’da yapılan seçimlerde sosyalist ve işçi partileri çok yetersiz kaldılar, birçoğu gelecekteki varlıklarını sorguluyor. Sosyal demokratların kalesi sayılan İskandinavya’da bile uzun süredir egemen olan partilerin oy oranları bile 20’li 30’lu oranlara düştü.

Solu desteklemeseniz bile bu endişe kaynağı olmalıdır. Sosyal demokrat partiler, 1945’ten sonra Batı Avrupa’da demokrasiyi yeniden inşa etmek için çok elzemdiler. Bugün kıtada demokrasi için gerekli olmaya devam ediyorlar.

Savaş sonrası yıllar boyunca, sosyal demokrat partiler, kapitalizmin çekişmelerini ve yanılgılarını kabul ettiler. Merkez sol partiler, komünistlerin aksine, piyasaların ekonomik büyüme ve refah üretmek için en etkili motor olduğunu kabul ediyordu. Ancak klasik liberaller ve muhafazakârların aksine, sosyal demokratlar pazarları bütünüyle kucaklamadılar. Bunun yerine merkez sol, hükümetlerin piyasaların en istikrarı bozucu etkilerini hafifletmenin mümkün olması konusunda ısrar etti. Kapitalizm, aksi yönde olmaktan ziyade sosyal istikrar ve dayanışma amaçlarına hizmet etmesi için elde tutulabilirdi.

20. yüzyılın sonlarına doğru bu ayırt edici mesaj çoğunlukla ıskartaya çıkarılmıştır. Bunun yerine solda iki kamp hakimdi. İlkinin örneği İngiltere’nin Tony Blair’i ve Almanya’nın Gerhard Schröder’i tarafından sunuldu. Yeni merkez sol politikacılar pazardaki eğilimleri kutladı, ancak onun dezavantajlarını görmezden geldi. Klasik liberallerden ve muhafazakârlardan, piyasalardaki en kötü etkileri tamponlamak için bir sosyal güvenlik ağı kurarak farklılık gösterdiler, ancak kapitalizmin temel bir eleştirisini ya da piyasa güçlerinin toplumsal ihtiyaçları korumak için yeniden yönlendirilmesi gerektiği yönündeki herhangi bir görüş sunmadılar. 2008’de mali kriz yaşandığında, bu tutum, küreselleşmeyi acılarının nedeni olarak görenleri püskürttü ve yalnızca yenilenmiş büyümeyi değil aynı zamanda eşitsizliği ve istikrarsızlığı istedi.

İkinci kamp, İşgal (Et) hareketi (Occupy), Jeremy Corbyn’nin Britanya İşçi Partisi’ndeki kanadı ve Yunanistan’daki Syriza tarafından temsil edilen, küreselleşme karşıtı bir sol. Bu kamp, piyasanın kötü taraflarını ciddiye aldı, ancak az miktarda iyi taraf gördü. Kapitalizmin yeniden düzenlenebileceğini ve yenilenmesi gerektiğine dair bir kanaat taşımayan bu partiler, genelde varlıklı, korumacı, artan refah harcamaları ve yüksek vergiler üzerine gerçekçi olmayan elverişsiz bir saldırı ortaya koyuyor. Bu politikalar öfkeli ve hüsrana uğramış kişilere hitap edebilir, ancak yaşanabilir politika ve ilerici arayışında olan seçmenlerden ziyade ütopik bir gelecek bakışına sahipler. Savaş sonrası yıllarda, sosyal demokrasi, 19. yüzyılın sonu ve 20. yüzyılın başlarında Avrupa demokrasisini zayıflatan kırıkları önlemek için dayanışmayı ve ortak bir ulusal amaç duygusunu teşvik etti. Yalnızca sınıf çatışmasına odaklanan komünistlerin aksine, merkez sol, işçilerle diğerleri arasında köprüler inşa etti. Ve klasik liberallerin ve muhafazakârların bireyciliğinin aksine, merkez solunun vurgusu vatandaşların birbirlerine karşı yükümlülükleri ve devletin toplumun üstünlüğünü teşvik etme görevidir. Bununla birlikte, 20. yüzyılın sonlarına doğru, sosyal demokrasinin amaçlarına ilişkin bu anlayış büyük oranda terk edilmişti. Bazıları toplumsal ve kültürel değişimden kaynaklanan endişeleri, gerek anlayış eksikliğinden gerekse ekonomik sorunların çözülmesinin kendilerini ortadan kaldıracağına dair umut yoksunluğundan dolayı, üzerine gitmekte başarısız oldu.. Diğerleri, kozmopolitçiliği, azınlık gruplarının çıkarlarını ve kültürel ayırt ediciliklerini teşvik ederek bu değişiklikleri gayri resmi olarak kucakladı. Bu kamp, güçlü ulusal kimliklerin anakronik, hatta tehlikeli olduğu ve erozyona uğramış vatandaşların yoğunlaştığı politik olarak ölümcül düşünceyle birleşti. Bu tutumlar, sol seçim bölgelerini parçalamış ve yüksek vergi, sağlam sosyal programlar ve eylemci hükümetleri desteklemek için gerekli toplumsal dayanışmayı veya ortak ulusal amaç duygusunu yeniden inşayı imkansızlaştırmıştır. Fakat merkez solun gerilemesi daha büyük etkilere sahip. En açıkçası, liberalizme ve hatta demokrasiye olan bağlılığının tartışılabilir olduğu bir popülist sağ için bir alan yarattı. Şimdilerde Almanya’yı da kapsayan pek çok Avrupa ülkesinde bu partiler tarihsel olarak merkez solu destekleyen işçiler ve eğitimsiz gibi grupları, küreselleşmenin yanı sıra sosyal ve kültürel değişimden kaynaklanan korkularını açık sözlü bir şekilde adres göstererek etkilemeyi kısmen başardılar.

Savaş sonrası dönemde, Avrupa politikasında gerçek bir politika farklılığı önermekle birlikte, liberal, kapitalist demokrasinin temel çerçevesi üzerinde anlaşmaya varılan bir merkez-sol ve merkez-sağ arasındaki rekabet hakimdir. Bu partiler hükümetleri kurmak, gündemler koymak ve yürürlüğe giren politikalar yapmak için yeterince büyüktü. Ancak Almanya’daki son seçimlerin açıkça gösterdiği gibi, merkez solun sandıkta yaşadığı hezimet, istikrarlı ve tutarlı hükümetler kurulamamasına neden oldu; bu da sorunları çözmeyi zorlaştırıyor ve seçmenlerin geleneksel partiler ve kurumlarla ilgili hayal kırıklığını artırıyor. .

Bu durum; aşırı sağcı Almanya İçin Alternatif Partisi’nin (AfD) kendisini “statükoya alternatif” olarak pazarladığı Almanya seçimlerinde görüldüğü üzere, popülistlerin gedikler açmasını mümkün kılan etkenlerden sadece biri.

Sosyal Demokratlar içindeki çoğu kişi bile partisinin Almanya’nın nereye gitmesini istediği konusundaki vizyondan yoksun olduğunu onayladı.

Sosyal Demokratlar ve diğer merkez sol partiler, seçmenlere ülkelerinin karşılaştığı zorluklara bir daha çözüm sunamazlarsa, düşüşleri devam edecek, popülizm gelişecek ve demokrasi çürümeye başlayacak.

Sheri Berman: Bernard Universitesi’nde politik bilimler profesörü. Avrupa’da siyaset ve siyaset tarihi çalışmaları yanında demokrasi, kürselleşme ve solun tarihi üzerine çalışmalarıyla biliniyor. En bilinen eserlerinden birisi 20. yüzyıl sosyal demokrasisi üzerinde durduğu The Primacy of Politics: Social Democracy and the Making of Europe’s Twentieth Century adlı eser. 

The New York Times‘da yayınlanan makale Çağdaş Ceyhan tarafından halkci.org için Türkçe’ye çevrilmiştir. Yazı için kullanılan görsel euronews.com ‘dan alınmıştır.