Ara dönemde Politika : Wolfgang Streeck ile Soru & Cevap

Democracy-not-a-market-dictatorship
facebooktwittergoogle_plusmail

Wolfgang Streeck – RoarMag (23 Aralık 2015)

 

Wolfgang Streeck, Avrupanın önde gelen iktisat sosyologlarından birisidir. Kapitalizm ve demokrasi arasındaki gerilim üzerine yoğunlaşan son çalışması, Almanya ve ötesinde halk arasında halen etkisi olan bir tartışma başlattı. Son kitabı olan “Zamanı Satın Almak : Demokratik Kapitalizmin Geciken Krizi” Verso tarafından 2014 yılında yayımlandı.Bir sonraki kitabı “Kapitalizm Nasıl Sona Erecek?” ise Mart 2016’da raflarda yerini alacak.

Geçtiğimiz aylarda, Profesör Streeck , Avrupa Üniversite Enstitüsü bünyesinde yer alan “Toplumsal Hareketlerde Marksizm” çalışma gurubunun düzenlediği bir seminerde İngiliz siyasetbilimci Colin Crouch ile birlikte bir söyleşiye katıldı. Profesor Crouch ile yapılan soru-cevap şeklindeki röportaja da buradan (İngilizce) ulaşabilirsiniz.

Ropörtajı organize ettikleri için Eliska Drapalova ve Lorenza Cini’ye teşekkürler.

 

Profesör Streeck, başlangıç olarak, kapitalizm ve demokrasinin neden birbiriyle çeliştiklerine inandığınızı açıklayabilir misiniz? Bu gerilim işin özünde mi var ya da siz son zamanlarda ortaya çıkan bir olgu olduğunu mu düşünüyorsunuz ?

 

Demokrasi : Bir birey, bir oy; Kapitalizm : bir dolar, bir oy. Eşitliğin düzenine karşı egoizmin düzeni.(John Dunn)Sosyal adalete karşı piyasanın adaleti.Bu 19. Yüzyıldan beri uzmanlar ve siyasetçiler tarafından sayısız varyasyonları ile tartışılan eski bir hikayedir.

 

Küresel ekonomik kriz ve bilhassa Avro bölgesindeki borç krizinden dolayı oluşan durum kapitalizm ve demokrasi arasındaki ilişkiyi nasıl etkiledi ? Avrupa demokrasisi şu an ne durumda?

 

Temel sorun şu ki Avrupa demokrasisi piyasayı yönetebilme kabiliyetinden yoksun kaldı. “Piyasa onaylı demokrasi” kavramsal olarak bir çelişkidir, demokrasinin demokrasi olabilmesi için gerektiğinde piyasaya yön verebilmesi lazımdır.Bu konudan “Zamanı Satınalmak” Kitabımda bahsettim.

 

Almanya ve ona yakın devletler Avrupanın mevcut siyasi yönetiminin oluşmasında baş rolü oynadılar. Özellikle Yunanistan ile yapılan borçlanma görüşmeleri ve krize ilişkin Almanya’nın yaklaşımını nasıl değerlendirirsiniz?

 

Avro bir Fransız icadıdır, Alman icadı değil. Maastricht Anlaşması Almanya’nın, özellikle de Bundesbank konusunda karşı çıkmasına rağmen yürürlüğe girmişti.Bu çok farklı siyasal ekonomileri tekdüze bir mali rejime sıkıştıran büyük bir yanlıştı. Şimdi Almanya, Akdeniz Ülkelerini sıkı bir para birimi politikasına uydurmaya zorlarken, özellikle İtalya ve Yunanistanın olduğu bu ülkeler ve bunun yanı sıra Fransa da Almanya’nın daha yumuşak bir politika izlemesi için uğraşıyor.Hiçbiri işe yaramayacak.

Borç konusunda, Yunanistan ve diğer ülkeler Ekonomik ve Mali birleşimi (EMU- Economical And Monetary Union) vatandaşlarını ancak daha düşük oranlar ile kredilendirmeyle toplayabilecekleri ancak toplamayı başaramadıkları vergi gelirinin yerine kullandılar.Ancak bu artık mümkün değil.Çelişki onların yerine bunun faturasını kimin ödeyeceği konusunda. Kuzey Avrupa hükümetleri, mükelleflerini, bu borcu ödeyenlerin kendileri olacağı konusunda kandıramayacağının farkında.Boş bir hayal (Avrupada yüksek ekonomik büyüme, Kuzey Avrupa’da yüksek ekonomik fedakarlık), Yunanistan gibi ülkelerde yaşanan çözümsüzlüklerin bir sonucu olmalı.Eğer bu EMU’nun sonu olacaksa, iyi de olur.

 

Şu anki koşullara oluşan durum ve hatta oluşabilecek yeni sosyal düzenler konusunda toplumsal hareketlerin herhangi bir rol alabileceğini düşünüyor musunuz? Gelecekte sermaye cephesinin saldırılarına karşı ne yapabiliriz?

 

Siyasi olarak ara bir dönemdeyiz. Bu çok farklı şeyler olabilir demektir ve denenmelidir de. Bireylerin türlü tepkileri yaratmak için farklı direniş yöntemlerini denediği, siyasal demokrasinin erken dönemlerine dönebiliriz.Dünyanın bugünkü durumundan faydalananlar, onlara sorunumuzu çözecek sofistike planlar ile gittiğimizde etkilenmiyorlar çünkü bizlerin sorunları onların çözümleri. Ayrıca bizden çok daha fazla şey biliyorlar, en derin öngörüleri de herşeyin kontrolden çıktığı. En iyi yaptıkları şey , bağlı olduğumuz sistem işlevsiz hale gelinceye kadar çuvallarını doldururken, herşeyi bir arada tutuyor gibi görünmek. Diğer bir deyişle son hamlelerini yapıyorlar.

Sadık bir yönetim olmadığı halde sermayenin sadık bir karşıtı gibi davranmak ve “yapıcı çözümler” üretmek yerine, çok öngörülü olmasalar da sendikalar desteklenmeli; politik liderleri taklit eden toplum ilişkileri uzmanlarına artık oy yok.Onların ustaca hazırlanmış özürlerine inanmayı reddedin, alternatif bir söylem yok. İğrendiğinizi gösterin ve duygusal görünmekten korkmayın. Teknokratların en korktuğu şeydir duygusal protestolar. Çağımızın politikacıları sermayenin kendilerine güvenini kaybetmesinden korkuyor, onları yurttaşların güvenini kaybetmekten korkar hale getirin.

 

Syriza ve Podemos’un ortaya çıkması tartışmasız saltanatını süren neo-liberalizme karşı sandıkta alternatiflerin olduğu konusunda sola umut verdi. Siz de bu olumlu havaya katılıyor musunuz? Sol hareket, yukarıda bahsettiğiniz anti-demokratik dinamiklere karşı yönetim gücünü verimli şekilde kullanabilir mi?

 

Bu konuda peşin hüküm veremem.Göreceğiz. Denemeliler ve deneyeceklerdir de , ve sermaye cephe alacaktır. Anlayamadığım bazı şeyler var, mesela Syriza’nin büyük çoğunluğu neden mali olarak Almanya tarafından desteklenen büyüme programlarının, onarımların ve borç yapılandırmalarının altında sosyalizmi kurabileceğini düşünüyor? Almanya kendi vatandaşları için Hartz IV yasalarını çıkardı, Yunanlar nasıl daha iyisini bekliyor ki? Avro içinden çıkması oldukça güç neo-liberal deli gömleği, herkes içerisinde mutlu olacak diye bir şey yok.

Dahası, asıl yapılması gerekenler Yunanistan’ın kendi içinde. Londra, New York ve Berlin’e kayan sermayesini geri getirmeli, sermaye kontrolü uygulamalı ve zenginleri vergilendirmeli, kayırmacılık ve yolsuzluğu engellemeli, Ortodoks kilisesinin feodal ayrıcalıklarını sonlandırmalı ve orduya demokrasiyi desteklemesi için suspayı olarak verdiği yardımı ,dolayısıyla harcamalarını kesmeli.Aynı şeyler İspanya ve Portekiz için de geçerli.Sosyalist reformlar, neoliberal olanlardan ayrıldığı biçimde, kapitalist ülkerlerden borç yapılandırması istemeyle karıştırılmamalı.

 

Avro konusunda oldukça sert eleştirileriniz var ve “mali birliğin canavarı ortaya çıkarılmalı” diyorsunuz. Avro’nun kapitalist gücü sağlamlaştırmada ne gibi bir rolü var? Avrupa Avro sonrası nasıl olur?

 

Avro, Avrupa içerisinde altın standardı para birimi rejimine dönme çabasıdır. Demokraside altın standardını yürütemezsiniz. Avro ülkelerin piyasa üzerindeki hakimiyetlerini yıkan bir güçtür ve buna reform diyorlar.Kapitalist-neoliberal bir rasyonelleştirme programıdır, özellikle Akdeniz ülkeleri sendikalar ve refah ortamı içerisinde güçsüz, modası geçmiş ve gözden düşmüş bir şekilde bulunmalarını geleneksel bir “iyi hayat” kavramı içerisinde tekrar öğretme çabasıdır. Monti’nin dediği gibi : “İtalyanların Almanlar gibi olmasını istiyorum – yani Almanların homo Economicus’un muhteşem birer kopyaları olduğunu düşünüyor.

 

Son olarak provakatif bir soru, bir sonraki kitabınızın ışığında Kapitalizmin sonu yakın mı? Eğer öyleyse ne getirecek ve bizler onun küllerinden neyin doğmasını beklemeliyiz ?

 

Ben kahin değilim. Toplumbilimci olarak ben finans kapitalizminin bugünkü haliyle artık çok güçlü olmadığını düşünüyorum, istikrarlı bir sosyal düzenin merkezine oturacak şekilde üreyemiyor, kişisel ahlaksızlıkları kamusal fırsatlara dönüştüren numaraların işe yaramaması sonucu artık yönetilemez hale gelmiş durumda. Bireylerin sağlıklı bir kimlik ve güvenli bir hayat geliştirebilecekleri öngörülür bir düzen yaratamadığı için giderek daha fazla öznel uydurmalara, ilizyonlar, düşler gibi mikro seviyede toparlanmalara bel bağlamış durumda.

Ara bir dönemde tahminler yapamazsınız, ayrıca bizlerin günlerimizi dereceli bir çürüme ve feci bir çöküşün tehlikesi altında geçirmeyeceğimizin bir garantisi yok.Toplum bilimciler olarak bizlerin görevi insanları iyi hissettirmek değil, bu konuda uzmanlaşan çokça kişi var zaten ve bundan oldukça iyi para kazanıyorlar.Bizler eğlence sektörünün bir parçası da değiliz ya da olmamak için elimizden geleni yapıyoruz. Benim görüşüm bu ara dönemde en önemli görevimiz gerçeği söylemek.Malesef bu karşı konulamaz biçimde kötü haber demek.Ancak bu bizim suçumuz değil.

 

 

 

 

 

RoarMag.org internet sitesinde 23 Aralık 2015’de yayınlanan orjinalinden Okan Kasım tarafından halkci.org için çevrilmiştir. Wolfgang Streeck Colonge Max Plank Toplumsal Araştırmalar Enstitüsü Eski Başkanı’dır. Yazı için kullanılan ana görsel www.popularresistance.org  sitesinden alınmıştır.