Monthly Archives: Kasım 2016

Siyaset Kutusunu Değiştirmek-2

wime39kv
facebooktwittergoogle_plusmail

Okan Kasım (22 Kasım 2016)

 

Yaklaşık 3 hafta önce deşmeye başladığımız “siyaset kutusu” ile yola devam ediyoruz.

Öncelikle niye bu kutuya bu kadar takmış olduğumuzu kısa bir şekilde açıklayalım.

Tüm korku filmlerinde ve hikâyelerde canavarların türediği bir nokta ya da ana makinanın bir kumanda odasına atıfta bulunulur ya, siyaset, yönetim tarzımız da bizim için bu kritiklikte. Karar mekanizmaları tarih boyunca her zaman hatırda kalan kısım olmuştur. Eğer bu mekanizma doğru işliyorsa tünelin sonunda sizi bir gül bahçesi, çarpık gidiyorsa bir dikenli arazi bekleyecektir.

Bu mekanizma, kutu çarpıksa nasıl değişir?

En başta daha önce nefer (girdi) olarak bahsettiğimiz çıktı adaylarının “daha önce bozulmamış” olması gerekli. Halihazırda kutunun şeklini almış ve artık nefer olamayacak kişiler kutudan aynen geri çıkacak, bu süreçte kutuyu da daha fazla kirletecektir.

Bu nedenle girdilerimiz doğru belirlenmiş, siyaset ve politikanın pisliğine bulaşmamış kişilerden oluşması gerekir. Bu bağlamda bireylerin yalnızca “ülkü” sahibi olmaları girdi olabilmeleri için yeterlidir.

Bu bireylerin sürecin sonunda doğru bir sonucu oluşturabilmesi için mevcut kutumuza;

–        “bireysel faydacılık” yerine “toplumsal faydacılık ve örgütlülük”,
–        “lider bazlı düşünce ve  yönetim” yerine “kollektif akıl ve ülkü”,
–        “pasif ve evinde/sosyal medyada/arkadaş arasında hariçten gazel okuma/kalemşörlük” yerine            “aktif ve sokakta eylemlilik”,
–        “ataerkillik” yerine “eşit katılımcılık” maddelerinin konulup, özgür düşünce ve örgün bir eğitim süreci ile desteklenmesi gerekir.

Aslında bu maddelerin hangisine baksanız bir diğerini görürsünüz, hangisine dokunsanız arkasından diğeri gelir çünkü aslında hepsi tek amaca hizmet eder.

Bireysel Yerine Toplumsal Faydacılık ve Örgütlülük

Mevcut durumda yer alan “bireysel faydacılık” sürecin sonunda kendi çıkarı uğruna sahip olduğu davayı zedeleyen siyasi şahıslara gebedir. 10 yıl önce en ateşli söylemlerin, gösterilerin, boykotların ve mitinglerin peşinde olan kişiler şimdi karşı olduğu kurumlarda bir mevki kapmaktan rahatsız olmaz, tek başına dünyayı da kurtaramayacağına göre( dünyanın en kötü genellemesidir) elini eteğini çeker.

Faydalarının, yeri geldiğinde vaktinin hesabını yapar ve buna göre katılım miktarını belirler. Kendisini doğrudan ya da dolaylı olarak etkilenmediği konulara hiç girmez, biri tecavüze uğramışsa çıkıp onun hakkını aramaz, o gazeteyi okumuyorsa yazarlarının tutuklanması önem arz etmez.Bunlar ancak onun için arkadaşlar ile içki sofrasında ya da kafede çay içerken göstermelik tepki gösterdiği konulardır onun için.Genelde de böyledir, ülküdaşlık olmadığı için sofrada oturanlar bir zaman sonra dava arkadaşlarından ziyade rakı masası ya da kafeterya sakinleri olmuşturlar birbirlerine.

Oysa ki toplumsal fayda, toplum yararına olan her konuda uygun oldukça katılımı şart koşar.Çünkü toplum, ufak lego parçalarından oluşan bir devdir. Mümkün müdür vücudunuzda en ufak bir yeri ağrıdığında geri kalanının etkilenmemesi? Bu yüzden ya heptir ya hiçtir.Bugün sizin için geçerli olmayan bir konu toplumun herhangi bir kesimi için önem arz ediyorsa, kendinizi toplum olarak yekvücut gördüğünüz için canınızı yakar, ya da sevindirir. Bakış açısının bu olduğu toplumlarda yalnız kalmazsınız, en ufak sorunlar ya da sevinçler büyük yankı bulur.

k_xn-2ht

Kutunun diğer maddelerine önümüzdeki yazıda devam edeceğiz.Sıkıcı bir dizi olmaması için 3-4 parçaya bölmeyi düşündüm. Bu süreçte görüşleriniz olursa okankasim@gmail.com adresine gönderebilirsiniz.

Herkese güzel günler…

 

Yazı halkci.org için yazılmıştır.

Siyaset Kutusunu Değiştirmek-1

v-vv
facebooktwittergoogle_plusmail

Okan Kasım (03 Kasım 2016)

 

Farkında olmasak da muazzam bir coğrafyada yaşıyoruz. Asya ve Avrupa arasında sıkışmanın tüm artıları ve eksileri üstümüzde mevcut. Bir avuç alanda onlarca kültürün yaşanabilmesi bundan kaynaklı. Bir kaç yüz kilometre içinde Karadeniz’in tulumunu, Güneydoğunun uzun havasını & halayını, İç Anadolu’nun bozkırını, bağlamasını, Ege’nin zeybeğini yaşamak, duymak dünya üzerinde çoğu coğrafyaya nasip olmayacak bir çeşitlilik. Devamını oku

CHP’ye Saldırmanın Vermiş Olduğu Tarihsel Dayanılmaz Rahatlık Üzerine

chp-amblem
facebooktwittergoogle_plusmail

Dinçer Mendillioğlu (02 Kasım 2016)

 

Yazıya başlamadan önce, yakınlarda hayatını kanser hastalığı karşısında yitiren büyük oyuncu Tarık Akan’ı saygıyla anıyorum. Ayrıca usta isme ölümünün ardından atfedilenlerin ve son günlerde Lozan Antlaşmasının tartıştırılmasının analojisi ile yazı arasında bağ kurulmasını temenni ediyorum.

 

Sosyal medya ve pek çok yerde Tarık Akan’ın ölümü ile, Kemalist ideolojinin tarihten silinmesine dair yapılan mesnetsiz birleştirme, benzeştirme çabasına dair dikkat çekmek gerekiyor. Daha da vahimi yürütülen tartışmalar içerisinde, Komünist Enternasyonal’in kapılarına kadar dayandırmaları özne ve nesne arasındaki diyalektik bağı tamamıyla ortadan kaldırmaktadır. Toplumsal samimiyet adına söylenilen birçok sözün, burada nasıl bir ideolojik hezeyana dönüştüğünü görmek gerekir. Tarık Akan’ın  oyuncu olması ya da bir başka özelliği değildir konu. Konu burada beslendiği tarihsel kimlik ve o tarihin getirdiği sorumluluktur. Işte resmi ideoloji dedikleri birikime saldırmak, ancak tarihsel var oluşu yok saymakla mümkündür. Bir çırpıda ülkenin kurucu değerlerini yok sayıp, katliamcı bir hayatı meşrulaştıran insanlar topluluğuymuşuz ve Tarık Akan’da bunun bir parçasıymış gibi gösterilmekte yatan gerçek, tam da o tarihsel birikimin yok sayımasıdır. Cumhuriyete, lakin darbe ve Cuntaların Cumhuriyetine değil, halkın kendi iradesiyle sahip çıkılan değerlerin Cumhuriyeti aynı yoğurdun mayası gibi göstermek ve hepsini bir torbaya atıp buna “ resmi ideoloji “ demek, başka bir dünyanın önünü tıkamaktır. Çünkü fikriyata hasıl olunan amaç, kendi kitle ve dinamikleri üzerindeki ömürlük hak iddiasını meşru kılmaktır. Bu durum da ancak ve ancak kurucu Cumhuriyet ile, darbe anayasaları ve faşist rejimlerin getirdiği Anti-Demokratik Devlet yapısını aynı göstermekten geçmektedir. Hayata geçirilen ya da düğmeye basılıp sergilenen oyun, tam da yeni dönem düşünmeyen, tartışmayan, sorgulamayan tek kutuplu toplum algısının vücut bulma halidir. Önerilen model “tek tip insandır”. Ve bu tek tipleşme karşısında olan herkes ise potansiyel düşmandır. Bu basit bölme ve kutuplara ayırma senaryosu oldukça başarılıdır.

Devamını oku