Monthly Archives: Ağustos 2016

İslam ve Sol

börklüce-mustafa-300x200
facebooktwittergoogle_plusmail

Sercan Polat – (18 Ağustos 2016)

 

Bu yazının temel hatlarını öncesinde belirterek ve bu doğrultuda değerlendirilmesi gerektiğini önererek; hassasiyet, özen ve itina ile değerlendirilmesi gereken konu ve konular olduğunu, net bir anlam çıkmasının zor ve kişilere göre değişik yorumlanabileceğini ifade etmek istiyorum.


Bilinen 50 bin yıllık insanlık tarihinde dinler, siyasi görüşler, kanunlar ve yasalar; insanların toplumsal anlamda kalkınmasını, adaletin uygulanmasını, belirli bir düzende işlemesini sağlamak amaçlı ve daha çoğaltabileceğimiz birçok gerekçe ile var olmuş, bunu sürdürmeye çalışmışlardır.


Din konusu çok kapsamlı bir başlık olması itibari ile Türkiye yerelinde, İslam dininin temel hatları üzerinden değerlendirme yapılması daha sağlıklıdır. Semavi dinlerden sonuncusu ve tamamlayıcı din olarak görülen İslam dini, Hz. Muhammed’in peygamberliği ile dünya da ve özellikle Ortadoğu’da varlığını sürdürmüş, dogma olarak değerlendirilen dini ve kuralları uygulamıştır. Temel bir takım esaslar vardır ki, bunlardan en önemlisi, bir dinin nasıl yaşanması gerektiğini anlatan, uygulayan ve o dini yaymaya çalışan Peygamberin yani İslam dini için Hz. Muhammed’in bulunduğu dönemdeki yaşantısına bakmak, toplumsal sorunlara ve düzene ne gibi müdahale ettiğini bilmektir. Klasik İslam Fıkhında Siyer olarak geçen, Peygamberin hayatının hikâyesi, yaşam biçimini de iyi bilmek bu konuda üzerinde özenle durulması gereken konudur.


Siyasi görüş olarak ise Sosyalizmi değerlendirmek günümüz konjonktüründe sol adına iyi bir konu olacaktır. Sosyalizm bilindiği üzere ortak mülkiyet kavramının ön planda olduğu, insanca ve hakça düzeni savunan, özel mülkiyet ve serbest piyasanın karşısında konumlanan, insanların temel ihtiyaçlarının karşılanmasının zorunluluğunu belirten genel hatları ile ekonomik bir sistem, ideolojidir.


Din olduğunun dışında bir uygulamaya gitmesi, hurafelerin din olarak yorumlanması yanlış bir din anlayışına ve yaşantısına neden olmuştur, olmaktadır. Karl Marx’ın din konusunda görüşlerini hepimiz bilmekle birlikle, adeta cımbızlanan ve manipüle edilen söylem olan “Din halkların afyonudur” ibaresidir. Ancak din konusunda Marx bir otorite değildir. Hangi din olduğuna bakmaksızın tüm dini görüşleri toplumda baskı aracı olarak gören Marx yine şu cümleleri de kurabilmiştir.
 “Din mutsuzluklar altında ezilen yaratığın son nefesi, kalpsiz bir dünyanın şefkati, ruhsuz bir çağın ruhudur. Din toplumun afyonudur.” Dini hangi yönleriyle afyon olarak gördüğü ve ya göreceği yazının devamında verilen örnekler ile anlatılacaktır. Ancak Marx’ın söylem ve ifadeleriyle alakası yoktur. Değişen ve değişmekte olan dünya toplumunda yarına daha umutlu bakabilmenin tek ümidi olan dindir. Anlamını yitirmiş ve ya anlamsız gelen bir dünyanın ruhu ve şefkatidir. Dinin afyon yönünü örnek verirken sürekli akla gelen Hasan Sabbah ve kurduğu örgüt olan Haşşaşilerdir. Ancak bu basit ve sığ kalmakta, gerçeği tam olarak yansıtamamaktadır.


İnsanı temel alan konularda özellikle düşünce hatlarında insanların nasıl konumlandırıldığına bakmak, sağlam şekilde yol almamızı sağlayacaktır. Kapitalizmin Babası olarak değerlendirilen, Adam Smith “ İnsanların doğasında (özünde) aç gözlülük ve bencillik yatmaktadır ve bunu harekete geçirmeliyiz” demiş ve bu doğrultuda düşünce ve kuramlarına devam etmiştir. Kapitalizm olgusunda harekete geçirilmesi gereken aç gözlülük ve bencillik, İslam dinince kesinlikle yasaklanmış, karşısında durulmuştur. Cemaat olarak ifade edilen topluluk, Cem kelimesinden yani toplanma, birlik olma teriminden türemektedir. Bencilliğe karşı beraberliği (kolektif), aç gözlülüğe karşı paylaşmayı (infak) insanlara zorunlu kılar.


Ekonomik olarak ve ya etnik kimlik üzerinden oluşan sınıfların koruyuculuğunu yapan, ezilenleri susturan ve haline şükrettiren din, Afyon dinidir. İnsanları uyuşturan ve mevcut sisteme başkaldırıyı yasaklayandır.
Peygamberlerin tümüne bir bakın, saf ve hiçbir değişikliğe uğramamış olan ilk çıkışlarında hepsinin yaptığı ilk iş, mevcut tuğyana ve kötülüğe karşı çıkmaları ve Allah’ın kanunlarının tecellisi olan kâinattaki kanunlara itaat etmeye çağrıda bulunmalarıdır.1Mesela Musa’ya bir bakın, O, üç sembole karşı çıkmıştır: Zamanın en zengini olan Karun, şirk dininin en büyük dinî lideri olan Bel’am-i Ba’ur ve en büyük siyasî otorite olan Firavun. Musa bu üç sembole mi karşı çıktı, yoksa statükoya mı? O zaman statüko neydi? O zamanki statüko, azınlıkta olan Sebtî ırkının, Kıptîlerin baskısı altındaki yaşamalarıydı. Musa’nın mücadelesi, Kıptî ırkının üstünlüğüne dayanan ırkçılığa ve bir ırkın, diğer ırkın esareti ve zilleti altında yaşamasına karşı çıkmaktı. Onun hedefi ve ideali, tutsak olan bir kavmi, doğru yola getirmek ve inanç temelinde kurulmuş, tağuta tapınılmayan ve tevhid dininin gerektirdiği toplumsal birliğe sahip olan bir toplum kurabilmek için o kavmi, vadedilmiş olan yere hicret ettirip yerleştirmekti. Ali Şeriati’nin ifadeleriyle Şirk dininin temeli, bir grup insanı zenginleştiren, diğerlerini ise fakir bırakan ekonomik anlayıştır. Bu ekonomik sistem, var olabilmek ve varlığını sürdürebilmek için dine ihtiyaç duymaktadır. Zira din kadar insanları kendiliklerinden boyun eğmeye sevk eden güçlü hiçbir etken yoktur. Bu görevi daima, şirk dini, statükoyu muhafaza ederek yerine getirmiştir. Şirk dini bu görevi iki şekilde yapmıştır:

1-İnsanlara, egemen güç ve aileler sayısınca tanrı inancını aşılayarak…

2-Kendine mensup olan egemen sınıfa, alt tabakadaki insanlara karşı imtiyazlar sağlamak ve bu imtiyazları tarih boyunca muhafaza etmek suretiyle.

Bunun yanında dinin afyon yani uyuşturucu yanına dair; Din karşıtlarının da söylediği gibi, şirk dininin ana unsurları, cehalet, korku, ayrımcılık, sermayedarlık ve bir sınıfın insanlarını diğer insanlara karşı üstün tutmaktır. Din karşıtlarının bu değerlendirmesi, hak din için değil, şirk dini için doğrudur. Doğru olan bir şey daha vardır ki, o da şirk dininin, zillet, sıkıntı, çaresizlik ve cehalet içinde yüzen halkları, içinde bulundukları durumun kendileri, ataları ve çocukları için ilahî bir takdir olduğuna inandıran ve buna teslim olmaya çağıran bir uyuşturucu görevini görmesidir. Durum bu şekilde ifade edilebilir.


Günümüz de özellikle Türkiye’de ekonomik olarak somut bir örnek vermek gerekirse, asgari ücret safsatası hala yürürlükte olup, yoksulluk ve açlık sınırının çok çok altındadır. Asgari ücret tarihsel olarak ilk kez İngiliz sömürge sisteminde ortaya çıkmış, sömürülen ülkelerde yine o ülkenin yerli halkı kullanılmış ve yerli işbirlikçiler ile sömürü devam etmiştir. Bu süreçte iş veren adı altında İngiliz sömürgeciler olayı gittikçe abartmış, adeta köle gibi karın tokluğuna çalışan sözde işçileri sömürmekte bir süreç sonra zorlanmaya başlamışlardır. Bunun akabinde bir başkaldırının gelmesi ihtimaline karşın belli ücret altında işçi çalıştırılması yasaklanmış ve buna asgari ücret denmiştir. Ülkemizde yaklaşık 15 milyon insanın asgari ücretle çalıştığını varsayar isek ve asgari ücretin tarihsel gelişimine bakar isek günümüzde köleliğin hala devam ettiğini görmek çok zor olmamaktadır. Ekonomik yaşamın dışında toplumsal alanda da adeta köle olarak yaşayan, kula kulluk etmeye mecbur bırakılan, dünyanın her yerinde bu sistemden şikayetçi milyonlar (belki de milyarlar) mevcuttur. İslam dininden bahsettiğimiz için köleliğin bu dince yasaklandığını “fekku ragabe” (kölelere özgürlük) şiarı ile destekleyebiliriz. İslam tıpkı Sosyalizm de olduğu gibi emek sömürüsünü ve kula kulluğu kesinlikle reddeder. Bir emekçinin hakkını alın teri kurumadan verin diyen İslam Peygamberi Hz. Muhammed’dir. Yine bir başka yaşanmış olay şöyledir. Peygamber ve sahabesi bir savaştan dönmüş; Medine halkı da onları karşılamaya çıkmıştı. Peygamber ve mücahitler, Medine şehrinde kendilerini karşılayanlarla görüşmeye başlamıştı. Peygamber, tokalaştığı bir adamın ellerinin nasırlı olduğunu fark etmiş ve hayrete düşmüştü. “Ne iş yaparsın” dedi Peygamber. “Hurma işiyle uğraşıyorum” dedi adam. “Toprağı belliyordum biraz önce. Sizin geldiğinizi duydum ve karşılamaya geldim.” Peygamber adamın iki elini de tutup havaya kaldırdı. Büyük bir heyecan içindeydi. Adamın elleri, halkın ve mücahitlerin karşısında bir bayrak gibi yukarı dikilmişti. “Bu eller hiç bir zaman ateş görmeyecek.” dedi Peygamber. Ve sonra eğildi, o elleri öptü. Peygamber sadece iki eli öpmüştür: Biri kadın, biri işçi.


İşte çalışmanın İslam’daki kutsallığı ve emekçiye gösterilen saygı. Oysa hem kadın, hem de işçi bütün düzen, uygarlık ve kültürde zillet, hakaret ve yoksulluğun alabildiğine üzerinde odaklaştığı insan simalarıdır. Bunların elini öpmek! İşte her yerde horlanan bu insanların elini öpen İslam Peygamberi.

Kuranda geçen bahçe sahipleri kıssası ve en başta Bakara 219. Ayetin içinde geçen şu cümleden ” Bir de ne bağışlayacaklarını soruyorlar.(İnfak) Deki İhtiyaçtan fazlasını.” İnsanların ihtiyacı kadarını almasını ve fazlasını paylaşması gerektiğini görüyoruz. Sosyalizm de bu noktada benzer hedefleri barındırır.

Tarih ve din yüzlerce, binlerce yıldır hep sömüren, egemen kültürüne göre uygulanmaya çalışılmış, yorumlanmıştır. Şeyh Bedreddin bu örneklerden birisidir. Egemen güçler Şeyh Bedreddin’i bir asi, isyancı olarak göstermiştir. Şeyh Bedreddin’in “Ay ve güneş herkesin lambasıdır, hava herkesin havasıdır, su herkesin suyudur. Ekmek neden herkesin ekmeği değildir? söylemi kendisinin ölüm fermanı olmuş, ancak ilkel bir şekilde de olsa komünal bir yaşamı savunmuştur. Bunun gibi bir çok örnek verilebilir. Kuran’ı Kerim de geçen putlar Lat, Uzza, Menat’tır. Lat; Mutlak otoriteyi temsil etmektedir. Uzza; Güç, kuvvet anlamına gelmektedir. Menat ise, para demektir. Durum böyle olunca günümüzde putların yaşayıp yaşamadığına siz karar verin. İnsanca bir yaşam, ortak mülkiyet, hakça bir düzen için sosyalizm günümüz siyasi programlarının en ilericisi ve karanlık, köhne, kokuşmuş kapitalist dünyamızın çıkış noktasıdır. Sosyalizm ve İslam birbiriyle aynıdır ve ya birbirini kapsar demiyorum. Ancak ekonomik anlamda bakıldığında ve değerler bütünüyle mukayese de birbirine çok benzemektedir. Türkiye ve Türkiye gibi 3.Dünya ülkelerinde dinsel, tarihsel ve etnik siyaseti temelinde var olan düzen ancak egemenlerin oluşturduğu suni tarih, din algısının doğru yorumlanıp, Kâbe’deki putların parçalanması gibi parçalanmalı yani insanlığın sınıfsız, sınırsız, birbirleriyle kardeşçe yaşadığı, açlık ve sefaletin olmadığı bir öze dönüşü sağlanmalıdır.

1 Şeriati Ali, 2014, Dine Karşı Din, Ankara, Fecr Yayınları

Yazı halkci.org için hazırlanmıştır. Kullanılan görsel için kiyiegegazetesi.com internet sitesinden yararlanılmıştır.

CHP’den İzmir Gündoğdu Meydanı’nda Cumhuriyet ve Demokrasi Buluşması

GUNDOGDUDA CUMHURIYET VE DEMOKRASI MITINGI
facebooktwittergoogle_plusmail

halkci.org – (05 Ağustos 2016)

 

04 Ağustos 2016’da saat 19.30’da İzmir Gündoğdu Meydanı’nda başlayan Cumhuriyet ve Demokrasi Buluşması’nda coşkulu bir kitle dikkat çekti. CHP’nin çağrısıyla gerçekleşen buluşmada Kemal Kılıçdaroğlu ilk kez Taksim Buluşması’nda okuduğu ve katılan binlerce insanın onayına sunduğu 10 maddelik Taksim Manifestosu’nu Gündoğdu Meydanı’nı dolduran onbinlerce insan için de madde madde okudu. Kanlı darbe girişimine karşı Cumhuriyet ve demokrasi vurgularını öne çıkaran Kılıçdaroğlu, bu darbenin Cumhuriyet tarihinin en kanlı darbesi olduğunu vurguladı. Cumhuriyet’in kurucu değerleri vurgusunun Taksim Buluşması’na göre daha da belirginleştiği konuşmasında Kılıçdaroğlu, “FETÖ terör örgütü devlete sızmadı; adım adım, planlı bir şekilde devlete yerleştirildiler” ifadesini kullandı. Her türlü darbe ve diktanın karşısında olmaya devam edeceklerini belirten Kemal Kılıçdaroğlu, konuşmasının sonlarına doğru yakın gelecek siyasal gündemi belirlemesi muhtemel süreci sorgulayan bir vurgu yaptı: Devamını oku

Hasta Gezegen

green-washing-capitalism
facebooktwittergoogle_plusmail

Eren Soydemir – (05 Ağustos 2016) 

Yaşamı irdelemek insanlık için hep bir karmaşa içermiştir.

Neden sonuç ilişkileri ile açıklanamayacak bunca olay bütün görkemiyle ortada dururken duyularımızın bizlere sunduğunu şeyleri bile anlayamamak bizler için büyük bir hayal kırıklığı olsa gerek.

Yaşadığımız gezegenin, hali hazırda, şu anda bile başından geçenler, hastalık mikrobu kapmış küçük bir çocuğun yaşadıkları ile benzerlik gösteriyor. Devamını oku