Monthly Archives: Haziran 2016

Kazanan Toplumcu Spor Olsun!

spor foto
facebooktwittergoogle_plusmail

Umut Tunç  (03 Haziran 2016)

 

Spor, ‘amacın kazanmak olduğu’, kaybedenin hiçe sayıldığı, günümüz dünyasının arenaları kabul edilen stadyum ve spor salonlarında karşılaşmalarının yapıldığı, genel bir çoğunlukla sporcu ve taraftarlarının birbirlerine düşman gibi davrandığı, güya beden terbiyesi olarak tanımlanan ama gladyatör karşılaşmalarını aratmayacak kadar vahşi boyutlara ulaşmış ciddi bir endüstriye dönüşmüş bir pazar.

Ana geçim kaynağı (taraftar, seyirci) lümpen proletarya olan, ama seyirciler hariç herkesin kazandığı bu endüstriden tabii ki devletler de yararlanmakta ve bu alanı kitle iletişiminde ciddi bir koz haline getirmekteler. Futbol, basketbol ve boks bu pazarda en revaçta olan spor dalları.

Çoğunluğu alt orta sınıf ve yoksul olan taraftarlar, bir yandan hayal bile edemeyecekleri kadar çok paralar kazanan kulüp ve sporcuların finans kaynağı oldukları gibi, çoğu zaman da devletlerin can simidi olabiliyorlar.

Taraftarların aşırı tutkulu-fanatik olma halleri, tuttukları takımın ya da destekledikleri sporcunun uluslararası bir müsabakası olduğunda, devletler için kesinlikle değerlendirilesi bir afyonlu duruma dönüşebiliyor. İnsanlar başarı durumunda kendilerinden geçip birkaç gün zafer sarhoşu olabiliyorlarken, devletler bu süreyi çok iyi bir fırsata çevirebiliyorlar.

Zafer sarhoşluğunun taraftarların hayatlarının her anına yayılması, devletlerin bu afyonlu günlerde toplum nezdinde tepki uyandırabilecek yasa ve kararları alması için altın saatler ya da günler olabiliyor.

Hayatları sosyoekonomik anlamda zor olan insanların, mutluluğu bir spor müsabakasına endekslemeleri kuşkusuz sosyologların ve toplum bilimcilerin çalışma alanı; fakat sonuçları toplum için pek de istediğimiz gibi olmuyor.

Bu afyonlu günlerde çıkan savaş yasaları, bel büken vergi kararları, zaten sosyoekonomik anlamda zor zamanlar geçiren toplumu daha da zor zamanlara itmekte, içinden çıkılması daha zor şartlarla yüz yüze bırakmakta. Fakat endüstriyel sporun başarı çıtasının hiçbir zaman son noktasının olmaması, uzaydaki kara delikler gibi bitmeyen soru işaretlerini peşinden getiriyor.

Lümpen proletarya için hayat ‘bu da mı gol değil?’ minvalinde seyretmekteyken, devletler peşin satan satıcılar gibi gününü gün etmeye devam ediyorlar.

Eni sonu bir spor müsabakası deyip geçebiliriz; gel gelelim kazın ayağı öyle değil: 3-4 gün boyunca tüm gam gasaveti yakıyor, dünya yansa umursanmaz bir hal alıyor!

İşin en ürkütücü boyutu ise, insanların en ama en insani yerden aldıkları yaralara bile kayıtsız kalmaları oluyor.

Yaşamların daha da sürdürülebilmesi zor bir hal alması mı diyelim, yoksa onlarca yoksul evladın yaşamını yitirmesi mi diyelim, ne dersek diyelim afyonun etkisinin önüne geçilemiyor…

İnsanlar, ne çocuklarının geleceğine kurşun sıkan yasaları ne de kendisi gibi yoksul olan ailelerin evlatlarını kara topraklara vermelerini gündemlerine getiremiyor; bu acziyet karşısında sadece ve sadece bir spor müsabakasının sonucu ile ‘günü kurtarmanın’ ferahlığının akışına kendilerini bırakıyorlar.

Küçük bir örnek vermek gerekirse: Türkiye başbakanının ölmüş bir askerin çocuğunu yanına alıp, VIP tribününde ulusal bir futbol müsabakasını izlemesini; o küçük bedenin hiç hayalini kuramayacağı baba sevgisini görmezden gelerek, o küçük bedeni bir ajitasyon aracına çevirmesini bir kenara not almamız gerçeği…

Kuşkusuz bizim gibi kendini toplumcu gören, toplumsal duyarlılığı yüksek olan insanların da gönlünde yatan takım ya da sporcular var. Peki, bu ulusal afyon günlerinde bizlerin üzerine düşen görev ne?

Elbette sevinip mutlu olacağız, zira mutlu olmak için çok fazla alternatifimiz yok!

Lakin ne evladını toprağa veren anayı, ne babasız kalan kuzuları, ne de hayatımızın her alanını tehdit eden halk düşmanı politikaları, müsabakanın bitişinden itibaren mıh gibi zihnimize kazınmış halde bulmamız gerektiğini unutmamalıyız.

Yaşanacak eşit özgür bir dünyamız olmazsa, ne favori boksörümüzün altın kemeri, ne tuttuğumuz takımımızın zaferleri ne de olimpiyatlarda topraklarımızı temsil eden sporcuların başarıları, gelecekte görmeyi heves ettiğimiz güzel günlerin asla ve asla habercisi olamayacak! Toplumcu kolektif hayatı inşa etmeye faydası olacak spor ahlakını oturtamadığımız her gün, aydınlık günlerimizin inşasında düşüp kırılan bir tuğla olacak…

Kübalı efsane olimpiyat ağır sıklet boks şampiyonu Teofilo Stevenson’un ABD’li organizatörlerin ona sunduğu dünyanın en zengin ama ABD’li sporcusu olma teklifi karşısında söylediği ‘dünyanın en zengin boksörü olmayı 3 milyon Kübalının mutluluğuna değişemem’ yanıtındaki gibi bir irade ortaya koymalı; başarıyı ve başarının getirdiği mutluluğun keyfini, eşit, adil ve özgür bir dünyada sürmeyi kabullenmek zorundayız…

Son düdük çaldığında, son gonk çınladığında, son ses tabancası patladığında, kazananın toplumcu spor olması ümidiyle…

 

Yazı halkci.org için yazılmıştır.

21. Yüzyıl, Radikal Halkçılık ve CHP Üzerine Notlar

Protesters wearing Guy Fawkes masks wave Turkish national flags bearing a picture of Turkey's founding father Ataturk during a demonstration at Taksim Square in Istanbul
facebooktwittergoogle_plusmail

M. Berkay Aydın – Politikyol.com  (01 Haziran 2016) 

 

Solun veya sosyal demokrasinin krizi veya geleceği üzerine uzun yıllardır hatırı sayılır tartışmalar, çok geniş kitlelerin gündelik ilgi alanlarına girmese de, sürüp gidiyor. Bu tartışmalar sadece Türkiye’ye özgü değil elbette. Türkiye’deki olağanüstü kabul edilebilecek siyasal süreçler bir yana bırakılırsa, tartışma dünyanın genelinin tartışması… Bu tartışmalara dünya çapındaki siyasal gelişme, toplumsal gerilimler ve arayışlar çerçevesinde bakabilmek, yeni dönemin politik zeminini ve olası gelişmelerini anlamak adına çok önemli bir nokta… Devamını oku

Halkçı Düşünce Derneği Açılışını Yaptı

halkçı 1
facebooktwittergoogle_plusmail

halkci.org (01 Haziran 2016)

 

Bir süredir internet sitemiz halkci.org’un da dahil olduğu çalışmalar ve ilişkiler genişleyerek Halkçı Düşünce Derneği tartışmalarını gündeme getirmişti. 29 Mayıs 2016 günü yapılan açılışla Halkçı Düşünce Derneği’nin merkezi hizmete açılmış oldu. 21. yüzyılda eşitlik, adalet ve özgürlük arayışlarına düşünsel ve pratik olarak katkı yapma amaçlı kurulan derneğin merkezi Kızılay’da İnkılap Sokak 15 /18 adresinde bulunuyor. Dernek mekanı ortak kullanımla aynı zamanda Halkçı Gençlik’in Ankara’daki çalışmalarına da ev sahipliği yapacak. Devamını oku