Monthly Archives: Ocak 2016

Avrupa’nın Yıpranan Demokrasisi : Colin Crouch ile Soru & Cevap

Reclaim the commons
facebooktwittergoogle_plusmail

Colin Crouch – RoarMag (22 Aralık 2015) 

 

Colin Crouch İngiltere’nin ve Avrupa’nın önde gelen toplum ve siyaset bilimcilerinden biridir. 2000 yılında, kendisi uzmanlar tarafından Avrupa’nın mevcut durumunu ve süregelen borç krizini adlandırmakta kullandığını post-demokrasi terimini ortaya atmıştır.

Geçtiğimiz aylarda, Profesör Crouch, Avrupa Üniversite Enstitüsü bünyesinde yer alan “Toplumsal Hareketlerde Marksizm” çalışma grubunun düzenlediği bir seminerde Alman sosyolog Wolfgang Streeck ile birlikte bir söyleşiye katıldı. Profesor Streeck ile yapılan soru-cevap şeklindeki röportaja da buradan ulaşabilirsiniz.

Ropörtajı organize ettikleri için Eliska Drapalova ve Lorenza Cini’ye teşekkürler.

 

Profesör Crouch, “post-demokrasi” terimini ortaya attığınızdan beri 15 yıl geçti.Tezinizin geçerliliğini Avrupa’daki borç krizini göz önünde bulundurarak nasıl değerlendiriyorsunuz? Post demokrasiye olan uzun süreli eğilimin post demokratik bir duruma dönüştüğünü söyleyebilir miyiz?

 

Sivil toplumun halen savaşma kapasitesi mevcut, bu yüzden post Demokrasi yolunda oldukça ilerlememize rağmen tam olarak bir “ seviyeye” ulaşmış sayılmayız.Yunan krizinin sonuçları bize hala demokrasinin sistemi sarsma kapasitesi olup olmadığını gösterecek.

Kitabımı yazdığımdan beri, bankaların ekonomimiz için önemini ortaya koyan , diğer toplumsal ve ekonomik alanların bankacılık sektörüne boyun eğmek durumunda olduğunu gösteren ilk Anglo-Amerikan finansal krizimizi yaşadık.Daha sonra da Avro krizinin özellikle Yunan krizinin nasıl anti-demokratik yollar ile ele alındığına şahit olduk.

Önümüzde ise daha korkutucu olarak, Avrupa ve Kuzey Amerika demokrasilerinin küresel kapitalizmi kontrol altında tutmak için edindikleri kazanımları yok edecek Transatlantik Ticari ve Yatırım Ortaklığı (Transatlantic Trade and Investment Partnership – TTIP) duruyor.Bunlar demokrasi için kara günler, ve maalesef Avrupa Birliği bu yıkımda başrolü oynuyor.

 

Geçtiğimiz yıllarda demokrasi arayışındaki popüler akımlarda ve toplumsal hareketlerde gözle görülür bir artış yaşandı. Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz ? Post demokrasiye karşı Polanyian (Karl Polanyi) karşı hareketinin ayak sesleri olarak görülmeli mi?

 

Evet bu konuda ben de size katılıyorum. Bu protestolar sadece Polanyian hareketi gibi durmuyor, sanki toplumsal protestoların genellikle herhangi bir stratejik bilinci olmayan, çekimserliğin biraz fazlası küçük çaplı hareketlerle görüldüğü 18. Yüzyıl sonuna geri dönmüş gibiyiz.

20. yüzyılın sendikalar gibi büyük demokrasi kuruluşlarının bu tip hareketlerde çok küçük roller oynamaları maalesef üzücü.Geriye doğru gidiyor gibiyiz.Ayrıca bu hareketlerin derinlerinde bizi ileriden ziyade istenmeyen bir geçmişe götürecek ırkçı nasyonalist hareketler mevcut.

 

Protestocuların “şikayet listelerinin” başında yer alan diğer bir konu da “yolsuzluk”. Yakın zamanda politik liderlerin de yer aldığı büyük çapta pek çok yolsuzluk skandalı yaşandı. Bu yolsuzluklar post-demokrasiye olan bir eğilim olarak görülebilir mi?

 

Tüm yolsuzluklar post demokrasi demek değildir. Bazıları demokrasi öncesidir , demokrasi içerisinde her zaman yolsuzluklar olmuştur. Ancak açıkça bugün yaşadığımız büyük çaplı eşitsizlik ve onu almak için herşeyi yapabileceklerin önünde bulunan sermaye baştan çıkarıcı bir rol üstleniyor.

 

Ayrıca şirketlerin ve politik elitlerin birbirine geçtiği konusunda da haklısınız. Kamu hizmetlerinin özelleştirilmesindeki artış, kamu ve özel sektör arasında özellikle de eski kamu görevlilerinin tecrübeleri aracılığıyla bir ödül olarak bu firmalara transfer edilip yeni bir kariyer sahibi olmaları gibi kirli pazarlıklara yol açabiliyor.

 

Önceki kitabınız “Neoliberalizmin Garip Ölmezliği”nde gözlemlediğiniz gibi, neoliberalizm kendisinin krizler karşısında çabuk toparlandığını kanıtlıyor. Ufukta bir değişim görüyor musunuz? Hangi siyasi kuvvetler ya da varsa alternatif fikir türleri neoliberalizmin yerini alabilir?

 

Neoliberalizmin alternatifleri elbette vardır, sadece bu alternatiflerin sosyal yüklenicileri eksiktir. Sendikaların yeniden canlanması en büyük şansımız olacaktır, özellikle bu sendikal üyelikler gittikçe feminen bir yapıya büründükçe. Kadınlar erkeklere nazaran hayatın finanslaşması ve toplumsal yurttaşlığın azalmasının yarattığı yıkıma karşı daha takdire şayandır.

Bunun ötesinde daha acı bir tarafı var ki neoliberalizm sosyal demokrasiye karşı savaşında genellikle ırkçı hareketlerden destek görüyor. Bu hareketler sol kanat protestoları bertaraf etmek için işine yarayabilir ancak bu hareketlerin güçlü sosyal politikalara ihtiyacı vardır ve neoliberalizmin küreselleşme projesine muhaliftirler.

Şu dönemde, Danimarka ve Norveç örneklerinin gösterdiği üzere orta kesim muhafazakarlar ve neoliberaller orta sol yerine aşırı sağ ile çalışmaktan daha mutlu görünüyor. Fakat bu tür ortaklıklarda çelişkiler son derece kuvvetlidir ve mevcut durumda Avusturya ve Hollanda’da olduğu gibi kendini oldukça kararsız şekilde ortaya çıkarabilir.

 

Son kitabınızda ayrıca feminizmin post-demokrasi ile mücadeledeki rolünü tartışıyorsunuz. Bu cinsiyetin bu konuda önemsiz olduğunu söyleyen önceki bazı çalışmalarınızla zıtlık gösteriyor. Görüşlerinizdeki bu değişimi nasıl yorumluyorsunuz ? Post demokrasiye karşı feminist bir tepkinin ortaya çıkışını görüyor musunuz?

 

Evet bu benim de gözüme çarpan bir gerçek! Post demokraside , yeni demokratik baskıların güçsüzlüğü, hizmet sektöründe çalışan düşük gelirli kesimin siyasal zayıflığı ve siyasi kimlik eksikliği başlıca problemdi. Çevre, cinsiyet ve ırk gibi diğer konularda pek çok eylem mevcuttu.

Gözden kaçırdığım nokta ise hizmet sektöründe çalışan orta-düşük ücretli insanların çoğunu kadınların oluşturduğuydu. Belki de feminizm geniş anlamda yeni politik kimliğin vücut bulduğu formdur. Daha önce bahsettiğim gibi bunun oluşturabileceği yeni toplumsal demokratik ajandalar vardır.

Endüstriyel toplumda, toplumsal demokrasi herkesin beklentilerini “eve ekmek getiren” erkek işçinin gözünden yorumladığı bir hareketti. Belki de Post-Endüstriyel toplumda herkesin beklentileri, çalışmayı hayatın geri kalanı ile dengeleyen, sağlık, eğitim ve diğer kamusal konularda erkeklerden çok daha bilinçli olan kadın işçinin gözünden yorumlanacak.

 

Ayrıca kolektif malların insanlığın selameti için son derecek önemli olduğunu belirtiyorsunuz. Geçtiğimiz yıllar “müşterek” kavramının kamu ve özel, devlet ve pazar kavramlarına göre yükselen alternatif olduğuna şahit oldu.”Müşterek” (the commons) kavramını devletin rolünün yeniden tanımlanmasında bir savaş meydanı olarak değerlendirebilir miyiz?

 

Müşterek” kavramını devletin içerisinde görmeyi tercih ediyorum. Ayrıca hem özel sektörün hem devletin parçası olan ancak devlet kontrolünde olmayan melez kurumlar mevcuttur – yayın kuruluşları gibi. Bunların hepsi bir arada görülmelidir. ”Müşterek” kavramının devleti ne kadar dışarıda bırakacağına dair fikirler, devlet mekanizmaları için mücadelenin imkansız olduğu Amerikalı meslektaşlarımıza aittir. Bizler daha güçlü bir noktadan, Avrupa’dan başladık. Onu kaybetmeyelim!

 

RoarMag.org internet sitesinde 22 Aralık 2015’de yayınlanan orjinalinden Okan Kasım tarafından halkci.org için çevrilmiştir. Kullanılan ana görsel  “http://johnswheelbarrow.blogspot.com.tr/” internet sitesinden alınmıştır. 

bkz. Colin Crouch

Ara dönemde Politika : Wolfgang Streeck ile Soru & Cevap

Democracy-not-a-market-dictatorship
facebooktwittergoogle_plusmail

Wolfgang Streeck – RoarMag (23 Aralık 2015)

 

Wolfgang Streeck, Avrupanın önde gelen iktisat sosyologlarından birisidir. Kapitalizm ve demokrasi arasındaki gerilim üzerine yoğunlaşan son çalışması, Almanya ve ötesinde halk arasında halen etkisi olan bir tartışma başlattı. Son kitabı olan “Zamanı Satın Almak : Demokratik Kapitalizmin Geciken Krizi” Verso tarafından 2014 yılında yayımlandı.Bir sonraki kitabı “Kapitalizm Nasıl Sona Erecek?” ise Mart 2016’da raflarda yerini alacak.

Geçtiğimiz aylarda, Profesör Streeck , Avrupa Üniversite Enstitüsü bünyesinde yer alan “Toplumsal Hareketlerde Marksizm” çalışma gurubunun düzenlediği bir seminerde İngiliz siyasetbilimci Colin Crouch ile birlikte bir söyleşiye katıldı. Profesor Crouch ile yapılan soru-cevap şeklindeki röportaja da buradan (İngilizce) ulaşabilirsiniz. Devamını oku